Yazar: Dr. Loqman Radpey
Çeviri: M. Hulus Cengiz
Suriye iç savaşının ilk evresinde İran, aksi yöndeki kanıtlara rağmen Suriye topraklarında güçlerinin varlığını reddetti. Ancak daha sonra Tahran, “Modafean-e Haram” (türbenin savunucuları) bayrağı altında Şam’daki Şii kutsal mekânı Seyyide Zeyneb’in türbesini koruduğunu iddia ederek müdahil olduğunu doğrulamak zorunda kaldı.
Ancak İran’ın Suriye’deki derin yerleşimi, dini sembolizmin çok ötesindeydi. Tahran, büyük maliyetlerle savunduğu ve bu süreçte binlerce askerini feda ettiği stratejik bir mevziyi elinde tutmaya çalışıyordu.
Beşar Esad’ın Aralık 2024’te düşmesi hem İran’ın hem de Rusya’nın Suriye’deki nüfuzuna büyük bir darbe vurdu. Moskova, Ukrayna’daki savaş ve artan Batı yaptırımları nedeniyle zor durumda olsa da askeri üslerine bağlı kalmaya devam etti. İran’ın konumu ise çok daha karmaşıktı.
Rusya’nın Suriye’deki çıkarları jeopolitik ve askeri düzeydeyken, İran Suriye’yi ideolojik ve stratejik hedeflerinin merkezinde bir savaş alanı olarak görmeye devam ediyor.
Şam’daki yeni rejim, parçalanmış ve çökmekte olan bir devlet üzerinde kontrol sağlamak için zorlu bir mücadeleyle karşı karşıya. Lazkiye ve diğer kıyı şehirlerinde, özellikle Alevi bölgelerinde yaşanan ayaklanmalarda binden fazla kişi öldü. Hükümetin bu bölgelerdeki kırılgan hakimiyeti, sadece güvenlik operasyonları ya da sokağa çıkma yasaklarıyla bastırılamayacak derin bir memnuniyetsizliği yansıtıyor.
Esad rejiminin kalıntıları tarafından körüklenen bu huzursuzluk ne Şam’ın ne de dış destekçilerinden Türkiye’nin kolayca kontrol altına alabileceği bir sorundur. İran, Şam’da bir Sünni İslamcı rejimi istemese de, bir Şii devleti olarak Esad’ın eski rejiminin belkemiği olan Alevi toplumu üzerindeki etkisini korumaya büyük önem veriyor. Tahran, Alevilerle dini ve siyasi ittifaklar geliştirerek, Suriye’deki ideolojik ayak izini rejim değişse bile sürdürmeye çalışıyor.
Bunun yanı sıra, Suriye’nin yeni “geçiş dönemi anayasası” da gerginliği artırıyor.
Bu anayasa, “Suriye Arap Cumhuriyeti” kimliğini koruyarak Arap olmayan milletlerin varlığını inkâr ediyor. Ayrıca, Müslüman bir cumhurbaşkanını neredeyse mutlak otorite olarak dayatıyor ve İslam hukukunu yasamanın “ana kaynağı” olarak kabul ediyor.
Bu dışlayıcı çerçeve hem Kürtler hem de Dürziler tarafından reddediliyor ve Esad yönetiminin Sünni İslamcı bir kılıf altında devam ettirilmesi olarak görülüyor. Rejimin bu yeni düzeni uygulama çabalarına eşlik eden acımasız baskılar, binlerce sivil ve askerin ölümüne yol açarak muhalefeti daha da körüklüyor. Suriye’nin güneyinde Dürziler hem Sünni İslamcı gruplara hem de İran’ın bölgedeki nüfuzuna karşı uzun süredir temkinli bir tavır sergiliyor.
Yerel özerkliklerini pekiştirmek için harekete geçen Dürzilerin, İsrail’in şemsiyesi altında herhangi bir grupla ittifak kurması beklenmiyor. Bunun yerine, daha fazla özerklik kazanmak için mevcut konumlarını güçlendirmeye çalışıyorlar.
İsrail, Suriye’nin güneyindeki askeri varlığını koruyarak durumu dikkatle izlemeye devam ediyor. Tel Aviv açısından bakıldığında, Şam’da aşırılık yanlısı bir Sünni rejimin kurulması, Şii ağırlıklı bir hükümetten çok daha büyük bir güvenlik tehdidi oluşturuyor.
Bu da İsrail’in Suriye’deki hesaplarını her zamankinden daha karmaşık bir hale getiriyor. Türkiye için ise gelişen durum hem fırsatlar hem de zorluklar içeriyor. Ankara, Suriye’de hâkimiyet kurmak isteyen Sünni gruplarla ortak bir hedefe sahip olsa da İran’ın bölgedeki çıkarları tarafından kısıtlanıyor.
İran, Suriye’nin askeri, ekonomik ve siyasi yapılarına derinlemesine yerleşmiş durumda. Devrim Muhafızları, önceki rejimin politikalarını şekillendirmede kilit bir rol oynadı.
Esad’ı iktidarda tutmak için binlerce Kudüs Gücü ve Devrim Muhafızları mensubunu feda eden İran, milyarlarca dolarlık yatırım yaptı. Kimse, Tahran’ın bu kadar büyük bir maliyeti karşılamışken Suriye’den çekileceğini ve tüm yatırımlarından vazgeçeceğini düşünmüyor.
İran’ın Uzun Vadeli Planı: Aleviler Üzerinden Etki Kurmak İran rejimi, bu tür uzun vadeli stratejileri daha önce de uyguladı. Sekiz yıl süren Irak-İran Savaşı’nın ardından, İran Irak’ın Şii kesimi üzerindeki etkisini istikrarlı bir şekilde artırdı. Saddam Hüseyin’in düşüşünden ve IŞİD’in yükselişinden sonra bile, İran askeri vekiller kurarak Irak’ın istikrarsız kalmasını sağladı. Şii siyasi partileri kontrol ederek Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni baskı altına aldı ve Sünnileri zayıf tutmaya çalıştı.
Suriye’nin geleceğinde çıkarı olan tüm aktörler, İran’ın bu kez de Aleviler üzerinden benzer bir strateji izlemesini beklemelidir. İran, bu stratejisini uygulamak için uygun zamanı kollayacak ve Türkiye’nin Suriye’deki siyasi ve ekonomik fırsatlardan yararlanmasına izin vermeyecektir. Suriye’nin geleceği, bölgesel ve küresel aktörlerin çatışan çıkarlarına göre şekillenecektir.
Yeni rejim, ülkenin batı kesiminde istikrarı sağlamaya çalışırken huzursuzluk devam edecek.
Bu arada, Kürt ve Dürzi kontrolündeki bölgeler büyük olasılıkla göreceli bir istikrar içinde kalacaktır. İyi örgütlenmiş askeri ve siyasi yapılarıyla Kürt güçleri, Şam’dan bağımsız yönetim mekanizmaları kurarak iktidarlarını pekiştirmeyi başarmışlardır.
İsrail, düşman grupları güçlendirebilecek herhangi bir radikal değişimi desteklemek için çok az teşviğe sahip. Ancak, Şam’daki yeni rejimin İran’ın nüfuzunu azaltma kapasitesi olmadığı da açık bir gerçektir.
İran, Suriye’de büyük mali ve askeri yatırımlar yapmıştır. Bu yüzden Tahran’ı görmezden gelmek ya da bölgedeki etkisinin azalacağını düşünmek büyük bir hata olur. Şam’daki Heyet Tahrir el-Şam ile Lübnan’daki Hizbullah arasındaki çatışmalar da gösteriyor ki, İran öncülüğündeki “direniş ekseni” kendini yeniden şekillendirme potansiyeline sahiptir.
Bu süreçte, Rusya da Alevilerin kontrolündeki bölgelerde varlığını sürdürmeye devam edecektir.
Kaynak: Geopolitical Monitor
*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Makalede temsil edilen görüşlerin sorumluluğu yazara aittir, söz konusu yazı ve görüşler Hamaset'in editoryal politikasını yansıtmayabilir.