ABD VE RUSYA’NIN POLİTİKALARI KİME YARIYOR?

System.Web.UI.WebControls.Label / ABD VE RUSYA’NIN POLİTİKALARI KİME YARIYOR? / ABD VE RUSYA’NIN POLİTİKALARI KİME YARIYOR? / hamaset.com.tr

19 Şubat 2025 Çarşamba

Çeviren:Haber Merkezi |

Trump ekibinin dış politikayı radikal bir şekilde yeniden yönlendirmesi, dünyanın bir kez daha büyük güçlerin etki alanlarına bölüneceği fikrinin yeniden canlanmasına yol açtı.

ABD VE RUSYA’NIN POLİTİKALARI KİME YARIYOR? / hamaset.com.tr

Yazar: Ruth Deyermond

Çeviri: M. Hulusi Cengiz

Etki Alanlarına Geri Dönüş mü?

Ancak ABD politikasındaki değişim, kurallara ve normlara dayalı sekiz on yıllık uluslararası liberal düzeni gerçekten de yıkabilirken, bunun yerini ABD, Rusya ve Çin'in nüfuz alanlarının alacağı fikri son derece gerçek dışıdır.

Bunun bir nedeni, Trump yönetiminin halihazırda sahip olduğu etki alanını yok etmek için mümkün olan her şeyi yapıyor olmasıdır. 12-14 Şubat'taki Münih Güvenlik Konferansı, Avrupa'nın ABD'ye olan güvenine büyük zarar verdi.

Yönetimin üst düzey isimlerinin orada ve başka yerlerde yaptıkları açıklamalar, Avrupa'nın siyasi normlarını küçümsediklerini ve NATO konusunda – en iyi ihtimalle – kararsız olduklarını gösterdi. Aynı zamanda, Rusya'nın Ukrayna'nın egemenlik alanından çıkacağına dair bir söz vermeden, Rusya ile ilişkileri normalleştirme arzusunun sinyallerini verdi.

ABD ve Avrupa artık aynı değerleri paylaşmıyorsa, ABD Avrupa için güvenilir bir güvenlik ortağı değilse ve Avrupa Birliği'ne (AB) ekonomik bir düşman gibi davranıyorsa, Avrupa'nın ABD ile ittifak yapması için hiçbir neden yoktur.

Amerika, Avrupa ile bağlarını riske atarken aynı zamanda kuzey ve güney komşularını da gümrük vergileri, tehditler ve hakaretlerle yabancılaştırıyor. Avrupa, Kanada ve Meksika'yı dışarıda bırakan bir ABD etki alanı düşünülemez. Washington belki kısa vadede bazı konularda bu ülkeleri zorlayabilir, ancak orta ve uzun vadede bırakın hepsini, herhangi birini bile baskı altına alma kapasitesine sahip değildir.

Rusya'nın etki alanı fikri ise daha da gerçek dışı.

Kremlin, Sovyetler Birliği'nin çöküşünden bu yana bir etki alanı oluşturmak için çaba gösterdi. 1992'den bu yana Rus dış politikasının en tutarlı unsurlarından biri bu oldu.

Bu emellerin odağında her zaman Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla ortaya çıkan diğer devletler, yani Rusya'nın "yakın çevresi" yer aldı. Son 33 yılda Moskova, bu devletleri kendisine bağlamak için pek çok araç kullandı.

 Enerjiyi hem ödül hem de tehdit olarak kullanmak, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü gibi Rusya'nın egemen olduğu bölgesel örgütler kurmak, "yumuşak güç" stratejileri geliştirmek, doğrudan müdahalelerde bulunmak, hatta istila ve işgale başvurmak. Ancak tüm bu çabalara rağmen proje tam bir başarısızlık oldu.

Baltık ülkeleri, 2004 yılında AB ve NATO üyesi olarak Moskova'nın yörüngesinden hızla çıktı. Ancak Kremlin, bu ülkeler üzerindeki nüfuzunu korumaya çalışmayı sürdürdü ve Baltık güvenliği için ciddi bir tehdit olmaya devam ediyor.

Rusya ile bazı alanlarda yakın ilişkiler sürdürmelerine rağmen, Orta Asya’daki beş devlet, Kremlin ile tarihsel olarak karmaşık bir ilişkiye sahip. Çin'in bölgedeki artan etkisi de göz önüne alındığında, bu ülkeler açıkça Rusya’nın münhasır bir etki alanına dahil değildir.

Güney Kafkasya’daki üç devlet üzerindeki Rus etkisi ise dengesizdir. Azerbaycan’ın petrol zenginliği ve Türkiye ile olan güçlü bağları ona geniş bir hareket alanı sağlamıştır. Ermenistan ise tarihsel olarak Rusya’ya bağımlı olmasına rağmen, son yıllarda (tamamen kopmamış olsa da) Moskova’dan uzaklaşmaya başlamıştır.

Gürcistan ise Rusya’nın müşteri hükümeti aracılığıyla kontrol etmeye çalıştığı bir ülke konumundadır. Ancak ülkede süregelen büyük hükümet karşıtı protestolar, Kremlin’in planlarını karmaşıklaştırıyor.

Rusya’nın batısında ise üç önemli ülke bulunuyor:

Belarus, 2020’de çalınan seçimlerden bu yana Moskova’nın açık bir müşteri devleti haline geldi. Ancak buna rağmen, Putin 2022’de Belarus’u Ukrayna’ya karşı doğrudan savaşa girmeye zorlayamadı.

Moldova, onlarca yıldır Rusya'nın baskısı ve müdahalesiyle karşı karşıya kaldı. Ancak Kremlin’in son Moldova seçimlerine müdahale etme girişimi büyük çabalara rağmen başarısız oldu. Moldova, şu anda AB üyeliğine belki de hiç olmadığı kadar yakın.

Ukrayna, Rusya’nın kendi etki alanı için vazgeçilmez bir ülke olarak gördüğü en önemli bölge. Ancak Şubat 2022’de başlatılan topyekûn işgal, Ukrayna’nın Kremlin’in emperyalist vizyonuna boyun eğmeyeceğini açıkça gösterdi. 2014’ten bu yana süren Rus saldırganlığı ve işgale rağmen, Ukrayna halkının Moskova’nın kontrolüne girmeyi kabul etmesi neredeyse imkânsız.

 

İronik olarak, Ukrayna’yı kendi nüfuz alanına katmaya yönelik bu umutsuz girişim, Moskova’nın Çin’e olan bağımlılığını artırdı.

ABD hâlâ son derece güçlü bir ülke ve Rusya, komşuları ile Avrupa için ciddi bir tehdit oluşturmaya devam ediyor. Ancak dünyanın, uluslararası liberal düzenden 19. yüzyıl tarzı büyük güçlerin nüfuz alanlarından oluşan bir düzene geçtiği düşüncesi yanlış yönlendirilmiş bir yaklaşım.

Washington, kendi etki alanına yabancılaşıyor ve Moskova giderek Pekin’in bir uzantısı haline geliyor. Bugünkü ABD ve Rusya politikalarının tek gerçek kazananı muhtemelen Çin olacaktır.

 

Kaynak: Avrupa Politika Analizi Merkezi (CEPA)

*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Makalede temsil edilen görüşlerin sorumluluğu yazara aittir, söz konusu yazı ve görüşler Hamaset'in editoryal politikasını yansıtmayabilir.



DİĞER YAZILAR


Haritalar ile belirlenen sınırların ötesinde

2022 © Tüm hakları saklıdır.