Yazar: Charlie Kirk
Çeviri: M. Hulusi Cengiz
Başkan Trump, Çin'in ABD'ye fentanil kaçakçılığıyla mücadele etmek için bu ülkeye karşı yeni gümrük vergilerini yürürlüğe koymasından birkaç gün sonra, tüm çelik ve alüminyum ithalatına yüzde 25 gümrük vergisi eklemeyi planladığını söyledi.
Bu, akıllıca bir hamleydi. Çin hükümeti, diğer ülkeler gibi çelik ve alüminyum endüstrilerini sübvanse ederek şirketlerinin ürünleri piyasa fiyatlarının altında satmasına izin veriyor ve bu da ABD'li üreticilerin zarar etmesine neden oluyor.
Pek çok Demokrat, Trump'ın çabalarına karşı çıkarken, gerçek şu ki Demokrat Parti pek çok açıdan aynı “Çin'e karşı sert” söylemleri dile getiriyor. Senato Demokrat Lideri Chuck Schumer, haksız ticaret uygulamalarına karşı çıkılması gerektiğini vurgulayarak Çin'e yönelik bazı gümrük vergisi eylemlerini övdü. Aralarında John Fetterman ve Ron Wyden'ın da bulunduğu diğer Demokrat senatörler de Çin'in ticaret ihlallerinden sorumlu tutulmasına yönelik adımları destekledi.
Siyasette kazanmak, sadece kongre koltuklarının ve seçim oylarının çoğunluğunu elde etmekle ilgili değildir. Aynı zamanda rakiplerinizin bile olayları sizin gibi görmeye başlamasını sağlayacak şekilde gündemi değiştirmekle ilgilidir.
FDR ve Harry Truman yönetiminde Demokratlar, üst üste beş başkanlık seçimi kazandı. GOP nihayet iktidara döndüğünde, New Deal düzenini kabul eden ve hatta federal otoyol sistemini inşa etmek için kendi FDR tarzı altyapı projesini başlatan Dwight D. Eisenhower liderliğindeydi.
Bu model, 1990'larda da kendini tekrarladı.
Reagan ve George H.W. Bush yönetiminde geçen 12 yılın ardından Amerikan solu darmadağın olmuştu. Peki onları bu durumdan kim çıkardı? Bill Clinton, sosyal yardımları kesen, suçla mücadele eden, bütçeyi dengeleyen ve “büyük devlet döneminin sona erdiğini” ilan eden bir başkan olarak sahneye çıktı.
FDR ve Reagan'ın siyasi açıdan çok az ortak noktası vardı, ancak her ikisi de Amerikan siyasetini öylesine tamamen yeniden düzenlediler ki, vizyonları partileri güç kaybetse bile ayakta kaldı.
Başkan Donald Trump da benzer bir paradigma değişimi yarattı. Clinton, George W. Bush ve Barack Obama dönemlerinde ABD, Çin ile naif bir serbest ticaret politikası izledi. Bunun sonucunda ortaya çıkan refahın, Çin'in komünist yöneticilerini liberal demokrasiyi benimsemeye yönelteceği umuluyordu.
Açıkçası, bu gerçekleşmedi.
Yerli üretim üssümüzü mahvettik ve karşılığında ucuz plastik hurdalardan başka bir şey alamadık. Trump, 2015'te altın merdivenden indiğinde bu durum değişmeye başladı. Her iki partiden de çıkıp Amerika'nın soyulduğunu haykırmaya istekli tek politikacı oydu. Başkan olarak yüz milyarlarca dolar değerinde Çin malına gümrük vergisi getirdi ve bu, Amerikan sanayisini yeniden inşa etme ve en büyük jeopolitik düşmanımıza bağımlılığı azaltma yolunda önemli bir ilk adım oldu.
Joe Biden, 2021'de göreve geldiğinde Trump'ın politikalarının çoğunu neşeyle iptal etti. Sınırlar ardına kadar açıldı, Paris İklim Anlaşması'na yeniden katılındı ve Keystone XL boru hattı iptal edildi. Ancak Biden'ın dokunmadığı tek şey, Trump'ın Çin gümrük tarifeleriydi. Eisenhower'ın otoyollar inşa etmesi ve Clinton'ın sosyal yardımları kesmesi gibi o da gözden düşmüş eski fikirleri geri getirmekten daha iyisini biliyordu.

Aslında Biden, Trump'ın Çin ile olan ticaret savaşını genişletti.
Pek çok muhafazakâr, Biden'ın CHIPS ve Bilim Yasası'na karşı çıktı ve haklıydılar. İklimle ilgili gereksiz düzenlemeler ve DEI (Çeşitlilik, Eşitlik ve Kapsayıcılık) jargonuyla doluydu. Ancak temel amacı- ABD'nin yapay zeka silahlanma yarışında Çin'i geride bırakabilmesi için yerli bir mikroçip endüstrisi kurmak- sağlamdı ve Trump'ın başlattığı “Çin'e karşı sert” hareket, Biden'ı bu kavramı zorlamaya itmişti.
Ne yazık ki Biden'ın diğer siyasi taahhütleri, Çin'le olabildiğince etkili bir şekilde mücadele etmesini engelledi. Çin, güneş panelleri ve elektrikli araç bataryalarının bir numaralı üreticisidir. Biden, partisinin iklim politikalarına uyum sağlamak için her ikisini de sübvanse ederek (ve elektrikli araç zorunluluğu getirerek) Amerikan enerji hâkimiyetini baltaladı ve Çin'i zengin etti. Bir eliyle Çin Komünist Partisini tehdit ederken, diğer eliyle onları besledi.
Şimdi Trump, yeniden göreve geldiğine göre en üst vitese geçmeye hazır. Onun “sondaj, bebeğim, sondaj” enerji politikası, küresel yapay zekâ devrimine öncülük etmek için ihtiyaç duyduğumuz devasa sunucu çiftliklerine güç verecek ve trilyonlarca dolarlık fayda sağlayacak.
Monroe Doktrini'ni iddialı bir şekilde yorumlaması, Çin'in Panama Kanalı'nı kendi kişisel su yoluna dönüştürmesini engelleyecektir.
Pete Hegseth'in liderliğindeki Pentagon, DEI yerine öldürücülüğe öncelik verecek ve Çin'in Güney Çin Denizi'ndeki saldırganlığını caydıracaktır.
CIA Direktörü John Ratcliffe, Çin Komünist Partisi hakkında istihbarat toplamak ve dünya çapındaki etki operasyonlarına karşı koymak için agresif bir yaklaşım benimseyecek.
Pam Bondi ve Gail Slater yönetiminde, antitröst uygulamalarına yönelik yeni bir yaklaşım, tüketici refahının yanı sıra küresel ekonomik rekabeti de dikkate alacak ve ABD şirketlerini dünya sahnesinde Çinli firmalara meydan okumaları için güçlendirecektir.
Ve elbette Çin mallarına yönelik yeni gümrük vergileri, ABD'nin tedarik zincirlerini yeniden yapılandırmasına ve felç edici ticaret açığımızı azaltmasına yardımcı olacaktır.
Trump'ın müttefiklerine karşı uygulamakla tehdit ettiği gümrük vergileri bile, eski serbest ticaret zihniyetini Amerikan çıkarlarına daha elverişli bir yaklaşımla değiştirmeye yönelik uzun vadeli bir stratejinin parçasıdır.
Başkan Trump'ın Çin'e yönelik ilk dönem baskısı, eski serbest ticaret fantezisinin her zaman olduğu gibi bir saçmalık olduğunu ortaya çıkardı. Kendisinden önceki FDR ve Reagan gibi, gelecek on yıllar için kuralları yeniden yazdı.
Trump, ikinci döneminde bu mirası daha da sağlamlaştırma şansına sahip.
Demokrat başkan adayı, 2028'deki tartışma sahnesine çıkıp seçmenleri Çin'e karşı J.D. Vance'den daha sert olacağına ikna etmeye çalıştığında (ve başarısız olduğunda) Trump'ın ne kadar başarılı olduğunu anlayacağız.
Kaynak: The Federalist
*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Makalede temsil edilen görüşlerin sorumluluğu yazara aittir, söz konusu yazı ve görüşler Hamaset'in editoryal politikasını yansıtmayabilir.