BATI'NIN İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNE NE OLDU

System.Web.UI.WebControls.Label / BATI'NIN İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNE NE OLDU / BATI'NIN İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNE NE OLDU / hamaset.com.tr

25 Şubat 2025 Salı

Çeviren:Haber Merkezi |

ABD en temel insan haklarından birini yeniden tesis etmeye kararlıyken Avrupa modeli, hükümetleri 'kabul edilebilir söylemi' dikte etmeye ve muhalefeti kriminalize etmeye teşvik etmektedir.

BATI

Yazar: Paul Coleman

Çeviri: M. Hulusi Cengiz

Gözlerimizin önünde, iki kutuplu yeni bir ifade düzeni ortaya çıkıyor. Bir tarafta, Amerika Birleşik Devletleri ifade özgürlüğü mirasına enerjik bir şekilde yeniden sahip çıkıyor. Öte yandan, Atlantik'in öte yakasında, Birleşik Krallık ve Avrupa sansür ilmiğini sıkılaştırıyor. Bu ayrışma sadece bir politika tartışması değil, Batı dünyasındaki temel bir bölünmedir ve gelecek nesillerin özgürlük içinde mi yoksa devlet kontrolünün gölgesinde mi yaşayacağını belirleyecektir.

Örnek olarak: Başkan Trump, göreve geldiği ilk gün hükümet öncülüğündeki sansürü engellemeyi amaçlayan bir kararname imzaladı. Amerika'nın ifade özgürlüğüne olan anayasal bağlılığını bir kez daha teyit eden kararnamede, “Özgür bir toplumda konuşmanın devlet tarafından sansürlenmesi kabul edilemez” deniyor. 

Ertesi gün Avrupa Parlamentosu, “dezenformasyon” ve diğer “zararlı materyaller” için çevrimiçi konuşmayı sınırsız yetkiyle denetleyen kapsamlı bir Avrupa Birliği yasası olan Dijital Hizmetler Yasası'nın (DSA) uygulanmasına ilişkin bir toplantı düzenledi ve sosyal medya sansürünü artırdı. Sadece bu yan yana geliş bile, söylem açısından iki uzlaşmaz vizyonun çarpışma rotasında olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, son Dünya Ekonomik Forumu'nda AB'nin sansürcü yaklaşımını sentezleyerek, “Sosyal uyumumuz, ruh sağlığımız ve demokrasilerimiz” için daha fazla sosyal medya düzenlemesine ihtiyaç olduğunu belirtti. Almanya Başbakanı Olaf Scholz ise işi daha da ileri götürdü:“Avrupa'da ve Almanya'da ifade özgürlüğümüz var (...) ancak aşırı sağcı pozisyonları destekliyorsa bunu kabul etmiyoruz.”

Bu, hükümetlerin kabul edilebilir konuşmayı dikte ettiği ve muhalefeti suç saydığı bir Avrupa modelidir.

Avrupa ve Birleşik Krallık'ta sansürün maliyeti şimdiden yıkıcı boyutlara ulaşmış durumda. İngiliz ordu mensubu Adam Smith-Connor, bir kürtaj tesisinin yakınında sessizce dua ettiği için suçlu bulundu. Bu, “tampon bölge” yasalarının mümkün kıldığı bir düşünce suçuydu. Almanya'da polis, kısa bir süre önce bir emeklinin evine hükümet politikaları hakkında “saldırgan” bir hiciv paylaştığı için baskın düzenledi. Uzun süredir Finlandiya'da parlamenterlik yapan Päivi Räsänen, eski adı Twitter olan X'te İncil'den alıntı yaptığı için ülkesinin Yüksek Mahkemesi'ne çıkacak. Korkutucu gerçek şu ki, yarın bu herhangi birimiz olabiliriz.

Batı'nın bir tarafının sansürlendiği, diğer tarafının ise özgür kaldığı bir geleceği sürdürmesi mümkün değildir. Bu durum, hiçbir yerde dijital alandan daha belirgin değildir.

Toplumsal cinsiyet ideolojisine karşı viral sokak savunuculuğuyla tanınan Kanadalı baba Billboard Chris'in durumunu ele alalım. Mart ayında, ADF International ve Human Rights Law Alliance'ın desteğiyle Avustralya'da yargılanacak. Ancak Avustralya topraklarında gerçekleştirdiği eylemler nedeniyle değil, Twitter/X'te içerik paylaştığı için.

Sözde suçu ne?

Avustralya'nın “E-Güvenlik Komisyonu” tarafından coğrafi olarak engellenen 2024 tarihli bir gönderide, radikal bir DSÖ atamasını eleştirmek. Bu bürokratik kurumun aşırıya kaçmasının sonucu olarak bir Kanada vatandaşı, Amerika'nın sahip olduğu bir sosyal medya platformunda özgürce konuşma hakkını savunmak için Avustralya'ya gitmek zorunda kaldı.

Billboard Chris'in davası, sansür rejimlerinin artık coğrafya ile sınırlı olmadığının altını çiziyor. Otoriteler erişim alanlarını sınırlarının ötesine genişletiyor ve konuşmanın giderek küresel ölçekte düzenlendiği bir dünya yaratıyor. AB'de ortaya çıkan DSA ve onun düzenlemeler ağı, şüphesiz Avrupa'nın çok ötesinde etkilere sahip olacaktır.

Sosyal medya platformları, AB kurallarına uymaya zorlandıkça ya da büyük cezalarla karşılaştıkça bu kısıtlamaları dünya çapında giderek daha fazla uygulayacaklar. Böylece, ifade düzenlemesi için fiili bir küresel standart oluşacak. Bu da ifade özgürlüğünün olduğu ülkelerde bile platformların, önemli mali veya hukuki sonuçları göze almaktansa en düşük ortak payda olan uyumluluğu tercih etmeleri nedeniyle kendilerini susturulmuş bulabilecekleri anlamına geliyor.

Amerika'daki siyasi ifade özgürlüğü dirilişinin etkisi abartılamaz.

 Mark Zuckerberg, Facebook'ta geçmişte uygulanan sansürden duyduğu pişmanlığı dile getirerek yeniden hizaya gelen ilk isimlerden biri oldu. Çarpıcı bir geri dönüşle itiraf ettiği gibi, platform “çok ileri” gitti ve şimdi “bunu düzeltmek ve ifade özgürlüğüne olan temel bağlılığa geri dönmek istiyorlar.” Umarız diğerleri de duvardaki yazıyı okur ve aynı şeyi yaparlar.

Bu en temel insan hakkı konusunda Batı'da eşi benzeri görülmemiş bir gerilim dönemi yaşıyoruz. Özgürlüğe değer veren herkes tehlikenin farkında olmalıdır. Bu riskler, hükümetin cezalandırma korkusu olmadan sadece görüşlerini barışçıl bir şekilde ifade etme özgürlüğünü isteyen ortalama bir insan için çok daha vahimdir. Büyük ifade özgürlüğü bölünmesi kapımızda. Batı'yı parçalayan sansür uçurumunu kapatma umudumuz varsa, şimdi kesin bir şekilde ifade özgürlüğünden yana olmalıyız.

Kaynak: The European Conservative

*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Makalede temsil edilen görüşlerin sorumluluğu yazara aittir, söz konusu yazı ve görüşler Hamaset'in editoryal politikasını yansıtmayabilir.



DİĞER YAZILAR


Haritalar ile belirlenen sınırların ötesinde

2022 © Tüm hakları saklıdır.