Yazar: Jude Russo
Çeviri: M. Hulusi Cengiz
Suriye'de Amerikan Ulusal Çıkarları Nelerdir?
Yakın tarihin kısa bir özeti şöyle: Yakın zamana kadar El Kaide bağlantılı El Nusra Cephesi olan Heyet Tahrir el Şam (HTŞ), Türk hükümetinin desteğiyle Beşar Esad'ın Baasçı rejimini devirmeyi başardı. Türkiye, bir dönem HTŞ ile savaşmış ve hatta Esad rejimiyle uzlaşma yolları aramıştı.
HTŞ’yi destekleyenler arasında yine Türklerin desteklediği Suriye Ulusal Ordusu (SNA) ve Türkiye’deki Kürt terör örgütü PKK ile bağlantılı olan, Kürt ağırlıklı Suriye Demokratik Güçleri (SDG) de bulunuyordu. SDG, Esad hükümetiyle savaşırken zaman zaman Türklerle ve SNA ile de çatıştı. Aynı zamanda İsrail, Esad'ın hızla devrilmesinden faydalanarak Suriye’nin güneyinde toprak kazanımları elde etti.
HTŞ’nin lideri, en azından görünüş olarak bir dönüşüm geçirerek adını değiştirdi ve geleneksel kıyafetlerini iş kıyafetleriyle değiştirdi. Suriye’deki çeşitli azınlık gruplarının haklarına saygı duyan teknokratik bir hükümet yönetmeyi amaçladığını belirtti. Bu konuda ilerleme karışık bir tablo sunuyor: SDG, çeşitli siyasi garantiler karşılığında Şam hükümetinin ordusuna katılmayı kabul eden bir anlaşma imzaladı.
Bu anlaşma, PKK liderinin örgütünü silahsızlanmaya çağırarak Sinn Fein modeline benzer bir siyasi dönüşüm önerdiği bir dönemde gerçekleşti. Dini bir azınlık olan Dürziler de ertesi gün benzer bir anlaşma yaparak İsrail'in kendilerini vekil güç olarak kullanma girişimlerini boşa çıkardı.
Şam, İslamcı hükümeti ve özellikle de HTŞ'nin yönetimini önümüzdeki beş yıl için kurumsallaştıran yeni bir geçiş anayasasını imzaladı. Ancak bu anayasa, bazı liberal özgürlükleri de garanti altına alıyor ve “aşırıcılığı” kınıyor. Tüm bunların nasıl uygulanacağını zaman gösterecek.
Öte yandan, HTŞ’ye bağlı milisler, Esad hükümetini büyük ölçüde destekleyen ve yeni rejime karşı silahlı direnişe kısmen katılan Alevi Müslümanlara saldırarak büyük bir katliam gerçekleştirdi. Şam hükümetinin bu saldırılara ne kadar doğrudan müdahil olduğu ve militan grupları üzerindeki kontrol düzeyi hâlâ belirsizliğini koruyor.
Bu kısa özet yeterli. Ancak bu durumun Amerika ile ne ilgisi var?
ABD, Suriye’nin güneyinde hâlâ yaklaşık 2.000 asker bulunduruyor. En azından resmi olarak kabul edilen rakam bu, ancak Pentagon’un geçmişte gerçek asker sayısının daha yüksek olduğunu ortaya çıkardığı örnekler bulunuyor. Peki, bu askerler orada ne yapıyor? Bu soru net bir cevaba sahip değil. Teoride, kötü adamlarla savaşıyorlar ancak IŞİD’in büyük ölçüde sahneden çekilmesiyle birlikte kimin kötü adam, kimin iyi adam olduğu tam olarak belirgin değil. Jake Sullivan bir e-postasında, Suriye’de “El Kaide’nin bizim tarafımızda” olduğunu bile iddia etmişti.
IŞİD sonrası dönemde en büyük tehdit, Tahran’ın bölgedeki etkisinin artmasıydı.
Esad, İran’la dostane ilişkiler içindeydi ve Suriye’de çeşitli radikal Şii milisler aktif olarak faaliyet gösteriyordu. Bunun yanı sıra, IŞİD’in yeniden ortaya çıkma ihtimali de bir başka kaygıydı. Ancak ABD’de hiçbir siyasi lider, bu kadar tehlikeli bir bölgede kalmaya devam etmek için net ve güçlü bir gerekçe sunmadı.
Amerika’nın Orta Doğu’daki üç temel çıkarı var: bölgesel bir hegemonun ortaya çıkmasını önlemek, İslami terörizmi bastırmak ve Kızıldeniz ile Basra Körfezi’ndeki nakliye yollarını korumak. Ayrıca, bölgenin iç işlerine aşırı müdahaleden kaçınmak da önemli bir olumsuz çıkar olarak öne çıkıyor. Suriye’deki Amerikan askeri varlığı, en iyi ihtimalle, sadece ilk iki hedefe hizmet etti. Ancak üçüncü çıkarı, yani bölgeden uzak durma ilkesini, sürekli olarak tehlikeye attı.
HTŞ hükümetinin ABD için uygun olup olmaması önemli değil.
Eğer Meksika ya da Quebec'te böyle bir yönetim kurulmuş olsaydı, ciddi bir endişe duyardım. Laik ve liberal bir cumhuriyet modelinin esasında çok iyi bir yönetim biçimi olduğuna inanıyorum. Ancak, İslam dünyasının merkezinde, İslamcı unsurlar içermeyen bir devletin kendiliğinden ortaya çıkmasını beklemek gerçekçi bir yaklaşım değil. Aynı durum, Suudi Arabistan ve Basra Körfezi’ndeki otoriter rejimlerle olan dostane ilişkilerimiz için de geçerli. Türkiye’nin desteğini alan bir Sünni devletin İran’ın etkisi altına girmesi pek olası görünmüyor.
Amerikan çıkarları, Suriye hükümetinden istikrar, hukukun üstünlüğü ve açık düşmanlık içermeyen bir yönetim talep ediyor. Eğer yeni hükümet bunları sağlayabilirse (ve bunu yapabilmesi için elimizden geleni yapmalıyız), bundan daha fazlasını beklemek verimsiz bir çaba olur.
Mevcut yönetimin de bu gerçeğin farkında olduğu görülüyor
Ocak ayında Beyaz Saray, Pentagon’a Suriye’den çekilme planları yapmaya başlaması talimatını verdi. SDG ile yapılan anlaşma, Washington’un baskısıyla gerçekleşti. İlginç olan ise ABD’nin, komünist bir terör örgütüyle olan bu garip ittifakı hâlâ sürdürmesi.
Artık eve dönme zamanı geldi.
Kaynak: The American Conservative
*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Makalede temsil edilen görüşlerin sorumluluğu yazara aittir, söz konusu yazı ve görüşler Hamaset'in editoryal politikasını yansıtmayabilir.