Yazar: Jamal Kanj
Çeviri: M. Hulusi cengiz
Bir arkadaşım mesaj atarak Donald Trump ve Benjamin Netanyahu tarafından düzenlenen ortak basın toplantısını izleyip izlemediğimi sordu. “Neyse ki canlı izlemedim” diye cevap yazdım. İki narsistin sahnede durup birbirlerine övgüler yağdırmasını izlemeye tahammül edebilecek bir ruh haline bürünmem neredeyse 24 saatimi aldı.
Trump'ın açılış konuşmasını dikkatle dinlerken, Netanyahu'nun kilit noktalardaki sinsi göz hareketlerini de yakaladım. Yüzünde kendini beğenmiş bir ifadeyle İsrail Stratejik İşler Bakanı Ron Dermer'e defalarca gizli bakışlar attı. Sanki Trump'ın sözlerini hazırladığı için onu sessizce onaylıyormuş gibiydi. Trump'ın konuşmasının, İsrailli bakanın belirgin izlerini taşıdığı açıktı.
Bir savaş suçlusu olan Netanyahu'nun, Trump'ın narsisizmini hesaplı bir dalkavuklukla ustaca kullandığını izledim.
Aralarındaki etkileşim yalnızca garip değil, aynı zamanda son derece açıklayıcıydı. Netanyahu'nun övgü dolu sözleri, Trump'ı kendi köşesinde tutmak ve İsrail'in politikalarına sürekli destek sağlamak için hesaplanmış bir hamleydi.
Trump ise İsrail'in Gazze'yi yok etmesi ve iki milyondan fazla insanın hayatını kaybetmesi gibi karmaşık gerçeklerle yüzleşmek yerine, hayranlığın tadını çıkarmaya daha fazla odaklanmış görünüyordu. Konuştuğunda, cümleleri genellikle kopuktu, başıboş ifadelerle doluydu ve kendini övme kaygısını vurgulayan önemli bir kavrayıştan yoksundu.
Trump siyasi arenaya girdiği andan itibaren, Netanyahu İsrail'in çıkarlarına ABD'ninkilerden daha fazla hizmet edecek bir ilişki geliştirme fırsatının farkına vardı. Trump'ın hayranlık uyandıran kişiliği, kırılgan egosu ve doymak bilmeyen onaylanma arzusu, onu pohpohlanmaya son derece açık hale getirdi. Tecrübeli bir dolandırıcı olan Netanyahu, yaklaşımını Trump'ın kibrine hitap edecek şekilde ustaca uyarladı.
Netanyahu'nun basın toplantısındaki yorumları özellikle anlamlıydı. ABD'nin İsrail'e verdiği desteğin öneminden uzun uzun bahsederken, Filistin halkından ya da haklarından hiç söz etmedi. Bu silme tesadüfi değildi. İsrail'in acımasız askeri işgalini, yerinden edilmesini ve soykırımını görmezden gelmeye yönelik kasıtlı bir girişimdi.
Trump, Filistinlilerin meşru haklara sahip farklı bir halk olarak tanınmasına değinmeksizin, barış ve refah hakkında muğlak sözler sarf etti.
Yaşanan acılara belli belirsiz bir sempati duyduğunu ifade ederken, Filistinlilerin kendi kaderlerini tayin etme, özgürlük veya eşitlik haklarından hiç bahsetmedi. Bu ihmal tesadüfi değildi. Filistinlilerin isteklerini gayrimeşrulaştırmak ve içinde bulundukları durumun, on yıllardır süren işgal ve sistematik adaletsizlikten kaynaklanan siyasi bir mesele olmaktan ziyade yalnızca insani bir mesele olduğu söylemini güçlendirmek için hesaplanmış bir hamleydi.
Basın toplantısının en çarpıcı yanı, içerikten yoksun olmasıydı. Gazze ve Batı Şeria'daki durum giderek daha da vahimleşirken ne Trump ne de Netanyahu tutarlı bir yanıt verdi. Bunun yerine, zamanlarının çoğunu geçmiş “başarıları” anlatarak ve İsrail politikalarına giderek daha fazla tek taraflı destek anlamına gelen bir ilişkiye bağlılıklarını yineleyerek geçirdiler.
Trump'ın en grotesk önerilerinden biri, Gazze'nin geleceğine yönelik sözde vizyonuydu. İsrail'in ABD yapımı ve tedarikli bombalarla kuşatma altındaki bölgede yarattığı yıkımdan istihdam yaratmaktan bahsetti.
Sanki bütün bir toplumun tamamen yok edilmesi, yalnızca bir iş fırsatıymış gibiydi.
Avrupa şehirlerinin “eski Naziler” tarafından yok edilmesinin bir istihdam yaratma fırsatı olduğunu söylemeye kimse cesaret edebilir miydi? Polonya'daki toplama kamplarını yeniden geliştirme fırsatına ne demeli? Hayatta kalanlar bu anlatıyı kabul eder miydi? Ancak Trump, dünyanın Gazze'deki soykırımın “daha iyisini inşa etmek” için bir fırsat olarak kutlanması gerektiğine inanmasını istiyor. Elbette, bu fırsattan yararlananlar, o toprakların asıl sahipleri değil.
Trump, İsrail'i yıkımından sorumlu tutmak yerine, onu ödüllendirmek istiyor.
Trump'ın önerisi, Gazze'yi halkının iyiliği için yeniden inşa etmek değil, İsrail'in bitiremediği işi tamamlamakla ilgiliydi. Ne de olsa zorla yerinden edilmeyi gizlemenin, “kentsel dönüşüm” kılıfından daha iyi bir yolu olabilir mi?
Trump, Gazze'yi insani bir felaket olarak değil, New York'ta müteahhitlerin gelip kendi çıkarları için dönüştürmesini bekleyen yıkık dökük bir bina gibi bir soylulaştırma projesi olarak görüyor. Elbette, aradaki fark bunun yalnızca gayrimenkulle ilgili olmaması. Bu, bir halkın, tarihinin ve var olma hakkının sistematik olarak yok edilmesiyle ilgili.
Netanyahu-Trump basın toplantısı, yalnızca utanç verici bir gösteri değildi.
Aynı zamanda, liderlik tamamen kişisel çıkar ve performatif siyasetle ilgili olduğunda neler yaşandığına dair bir dersti. Her iki isim de uzun zamandır narsisizmleri ve kişisel çıkarlarını kamu yararından üstün tutma istekleriyle biliniyor. Bu olay da bu kusurların mükemmel bir özeti oldu.
Gazze bir ekonomik kalkınma projesi değildir. Bu, ağır çekim bir soykırımın iş ve diplomasi diline bürünmüş son aşamasıdır.
Bir yıkım savaşının ardından yeni fırsatlar önermek, çöplükte kırıntı aramaya ve bunu bir ziyafet olarak adlandırmaya benzer. Gazze soykırımının ekonomik bir fırsat olarak yeniden çerçevelendirilmesi fikri yalnızca müstehcen değil. Aynı zamanda bütün bir toplumun mülksüzleştirilmesi ve yerinden edilmesinin nihai projesidir.
Kaynak: Middle East Monitor
*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Makalede temsil edilen görüşlerin sorumluluğu yazara aittir, söz konusu yazı ve görüşler Hamaset'in editoryal politikasını yansıtmayabilir.