Yazar: John Mac Ghlionn
Çeviri: M. Hulusi Cengiz
Şimdi ise oldukça çarpıcı bir ikiyüzlülük sergileyerek Ukrayna konusundaki tutumu nedeniyle Donald Trump'ı kınamakta ve zehrini ona yöneltmektedir. Dawkins, X'te kısa süre önce yayınlanan bir yazısında şöyle alay ediyordu: “İnsanların en sevimsizleri arasında zorbalar ve onlara dalkavukluk edenler vardır. Trump -Putin'in Fino Köpeği- her ikisini de birleştirmeyi başarıyor: Zelensky'ye yönelik küstah zorbalığı, Rus zorbaya dalkavukluk yapmasına hizmet ediyor.”
Bu sözler, hayatını tam da şimdi kınadığı şeyi yaparak- kendi dünya görüşüne uymayı reddeden herkese zorbalık ve gözdağı vererek- geçirmiş bir adama ait.
Dawkins tartışmaz; alay eder.
İnançlara meydan okumaz; onları savunanlarla alay eder. İnancın yok edilmesinden zevk alır. Kibri, bilginin peşinde koşan bir adamın özgüveni değil, onu zaten bulduğunu varsayan birinin kendini beğenmişliğidir. Aynı fikirde olmayan herkes onun altındadır. Şimdi de aynı küçümsemeyi dış politikaya yöneltmekte ve metafiziğe uyguladığı aynı kör kesinlik ile uluslararası çatışmanın nüanslarını kavramış gibi davranmaktadır.
Dawkins'in tüm markası inançlarla alay etmek üzerine kurulmuştur. Tanrı Yanılgısı neşeli bir yıkım işiydi; anlamak için değil, altını oymak için yazılmış bir kitaptı. 2012'de attığı “Onlarla alay edin, toplum içinde alay edin” tweet'i, dindarlara karşı bir silahlanma çağrısıydı. Aynı zamanda, bir strateji olarak toplum içinde utandırmanın açık bir onayıydı. İnancı yok etme takıntısı, onu dindar bir evde çocuk yetiştirmeyi çocuk istismarıyla kıyaslamaya, dini inançlara sahip bilim insanlarını sahtekâr olarak görmeye ve inancı benimsedikleri için tüm kültürleri entelektüel açıdan aşağı ilan etmeye kadar götürdü.
Bu, en saf haliyle zorbalıktır.
Yine de Trump'ın Zelensky'ye “zorbalık” yaptığını düşündüğünde dehşet içinde geri çekilmektedir. Peki, Dawkins Ukrayna'daki savaş hakkında ne biliyor?
Bana kalırsa, eleştirmeden tekrarladığı ana akım medya haberlerinin ötesinde pek bir şey bilmiyor. Kendini beğenmiş, kendinden memnun pek çok entelektüel gibi, o da meselenin siyah ve beyaz olduğunu varsayıyor: Rusya saldırgan, Ukrayna haklı mazlum ve Batı'nın sınırsız desteğini sorgulayan herkes Putin yalakası.
Peki, Dawkins Ukrayna hükümetinin gerçekliğini hiç inceledi mi?
Desteklediği Zelensky'nin muhalefet partilerini yasakladığını, medya kuruluşlarını kapattığını ve yolsuzluklarla dolu bir ülkeyi yönettiğini hiç düşündü mü?
Hükümetinin kendisini eleştirenleri hapse attığını, Ortodoks Kilisesi'ne saldırdığını ve en otoriter liderlerin bile yüzünü kızartacak yasaları uygulamaya koyduğunu?
Dawkins, Ukrayna'nın bu savaştan çok önce Avrupa'nın en yozlaşmış ülkelerinden biri olarak görüldüğünü biliyor mu?
Elbette bilmiyor.
Çünkü bunları bilmek için araştırma, merak ve - Dawkins gibi bir adam için en tehlikelisi - her şeyi bilmeyebileceğini kabul edecek bir alçakgönüllülük gerekir.
Açık olmak gerekirse, burada Batı'nın müttefiki olmayan bir diktatör olan Vladimir Putin'i savunmak için bulunmuyorum. Bunun yerine, Dawkins'in görmezden gelmeyi tercih edebileceği bazı uygunsuz gerçekleri vurgulamak için buradayım.
Dawkins'in öncülüğünü yaptığı Yeni Ateizm, bir akıl çağı ve inancın bilim ve mantığın sert ışığı altında kaybolacağı bir dünya vaat ediyordu. Bunun yerine, kendi kibrinin ağırlığı altında çöktü.
Hareket sadece dine meydan okumakla kalmadı; ona bağlı olanlarla da alay etti ve “aydınlattığını” iddia ettiği insanları yabancılaştırdı.
Dawkins ve müttefikleri - Christopher Hitchens, Sam Harris ve Daniel Dennett - sadece inananları tartışmakla yetinmediler. Sanki inanç, derin bir felsefi ve varoluşsal sorgulamanın sonucu değil de cehaletin açık bir göstergesiymiş gibi, onları entelektüel açıdan aşağı gördüler.
Dawkins, bu üstünlük havasını hepsinden daha fazla benimsedi. Münazara performansları, mantıklı tartışma kılığına bürünmüş kendini kutlamalarla doluydu.
İster 2012'de Kardinal George Pell'e yönelik küçümseyici üslubu olsun, ister 2007'de The God Delusion Debate belgeselinde John Lennox'u açıkça reddetmesi olsun, Dawkins fikirlerle ilgilenmekten ziyade kendi küçümsemesini sergilemeye daha fazla ilgi göstermiştir.
Her zaman bir sırıtma, bir göz devirme ve öğrenecek hiçbir şeyi kalmadığını düşünen bir adamın sarsılmaz özgüveniyle donatılmıştır.
Küçümsemenin kaybettiren bir strateji olduğunu asla kavrayamadı. Öğrencilerin profesörün onaylamamasından korktuğu bir amfide işe yarayabilir. Ancak, insanların kendilerine aptal olduklarının söylenmesine iyi yanıt vermediği gerçek dünyada başarısız olur.
Bu da bizi son tweet'ine geri götürüyor.
Sky News'teki köşemde de gösterdiğim üzere, Trump Ukrayna konusunda pek çok şeyi doğru anlıyor. En azından savaşın basit bir ahlak oyunu olmadığını, Ukrayna'yı desteklemenin bir bedeli olduğunu ve ABD'nin Zelensky hükümetini sonsuza kadar finanse edemeyeceğini kabul ediyor.
Öte yandan Dawkins, en öngörülebilir ve indirgemeci anlatıyı tekrarlıyor; yolsuzluklarıyla nam salmış bir rejime sonsuz fon sağlanmasını sorgulamanın, Putin'in önünde el pençe divan durmakla eşdeğer olduğu bir anlatıyı benimsiyor.
Bu, eleştirel bir düşünürün duruşu değildir. Bu, kendi doğruluğuna tamamen inanmış, içgüdüsel tepkilerini mutlak gerçek sanan bir adamın duruşudur.
Biyoloji alanındaki dehasına rağmen Dawkins'in entelektüel kibri, dünyanın teorilerinin öne sürdüğü kadar düzgün bir yapıya sahip olmadığı gerçeğine karşı onu körleştirmektedir.
Ukrayna savaşı, iyi zamanlanmış bir espri ile deneyimsiz bir tartışmacıyı alt edebileceği bir tartışma sahnesi değildir.
Bu, feci sonuçları olan acımasız, ezici bir çatışmadır.
Kaynak: Chronicles Magazine
*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Makalede temsil edilen görüşlerin sorumluluğu yazara aittir, söz konusu yazı ve görüşler Hamaset'in editoryal politikasını yansıtmayabilir.