Yazar: Bill Emmott
Çeviri: M. Hulusi Cengiz
Donald Trump Ukrayna’ya teslimiyet mi öneriyor?
Ukrayna'daki savaşla ilgili mesajlar, kaynağı ister Washington’daki Başkan Trump olsun ister Avrupa’da seyahat eden ve her fırsatta müttefiklerine hakaret etmeyi yeni bir ittifak yönetimi tekniği olarak benimseyen Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Başkan Yardımcısı J.D. Vance olsun, her zamanki gibi karışık ve kafa karıştırıcı.
Gerçek ne olursa olsun, iki şey nettir:
Mağdur Ukrayna ile işgalci Rusya arasında müzakereler fiilen başlayana kadar hiçbir şey çözülemez ya da çözülemeyecektir. Bu nedenle, önleyici panik, öfke ya da umutsuzluk anlamsızdır.
Avrupa, uzun vadede kendi güvenliğini korumak istiyorsa, Ukrayna için hem şimdi hem de gelecekte cesur, hırslı ve güçlü bir ortak olmak zorundadır.
Bu yeni bir keşif değil.
Avrupalı liderler, ABD ile savaş sonrası ortaklıklarının en iyi ihtimalle askıya alındığı, en kötü ihtimalle ise tamamen sona erdiği bir dünyada, ulusal çıkarlarını nasıl koruyacaklarını bulmak zorunda.
Bu da Donald Trump’a taviz vermenin sadece zaman kaybı değil, aynı zamanda ters etki yaratacağını gösteriyor. Avrupa, karşı karşıya olduğu iki otoriter lidere de boyun eğmemelidir: Donald Trump ve Vladimir Putin.
Elbette Avrupa bölünmüş durumda.
Ancak bu yeni bir durum değil. Avrupa Birliği’nin (AB) var olmasının ve AB içinde bile çoğu zaman tam bir uzlaşı yerine istekli koalisyonlarla hareket edilmesinin nedeni de budur.
AB, Ukrayna’daki savaş boyunca bölünmüş olmasına rağmen önemli adımlar attı. Alman Kiel Enstitüsü tarafından derlenen Ukrayna Destek Takibi'ne göre, Ocak 2022 ile Aralık 2024 sonu arasında Avrupa ülkeleri ve kurumları Ukrayna'ya 132 milyar avro değerinde askeri, insani ve mali destek sağladı. ABD'nin desteği ise 114 milyar avro olarak kaydedildi. Gelecekte ise 115 milyar avro daha destek sözü verildi.
Ukraynalı yetkililer ve uzmanlar, ülkelerinin durumu hakkında gerçekçi bir bakış açısına sahip. Eğer ABD desteğini çekerse ve Rusya saldırganlığını sürdürürse, Ukrayna savaşmaya devam edecek. Ancak büyük ihtimalle toprak kaybetmeye devam edecek.
Bu kayıplar geçen yıl olduğu gibi yavaş bir şekilde gerçekleşecek. En büyük handikap, Ukrayna’nın Rusya’nın ikmal hatlarına ve silah stoklarına saldırmak için kullandığı uzun menzilli Amerikan silah sistemlerini kaybetmesi olacak. Fakat zaten Ukrayna’nın savaşta büyük bir fark yaratacak kadar silahı bulunmuyor.
Ukraynalılar, bir ateşkes anlaşmasına varmanın koşulları konusunda da gerçekçi bir yaklaşım sergiliyor.
Rusya’nın Kırım da dahil olmak üzere topraklarının yaklaşık %20’sini işgal altında tutmasını kabul etmek zorunda kalacaklarını biliyorlar. Ayrıca, en azından Trump Beyaz Saray’da olduğu sürece NATO üyeliğine kabul edilmeyeceklerini de farkındalar.
Ancak, daha fazla toprak vermeye ve egemenlikleri ile bağımsızlıklarına herhangi bir kısıtlama getirilmesini kabul etmeye istekli değiller. Dahası, herhangi bir anlaşmanın sürdürülebilir olması için, müttefiklerinden gelecekteki bir Rus işgalini caydıracak güvenilir güvenlik garantileri talep ediyorlar.
Almanya'da yapılacak ulusal seçimlere kısa bir süre kalmışken bunu söylemek popüler olmayabilir. Ancak eski Almanya Başbakanı Angela Merkel’in 2015 yılında Suriye’den gelen göç dalgasına atıfta bulunarak söylediği ünlü söz şimdi Ukrayna için de geçerli: “Wir schaffen das” – Bunu yapabiliriz.
Avrupa, Ukrayna’nın müzakere pozisyonunu güçlendirmek ve bağımsızlığını koruması için ihtiyaç duyduğu yardımı sağlayabilir. Öncelikli olarak yapması gereken şey, Ukrayna’nın savaşmaya devam etmesi halinde ABD desteği olmadan bile silah ve mali yardım sağlamaya devam edeceğini taahhüt etmektir.
Avrupa ülkelerinin mühimmat ve silah stokları savaşta belirleyici bir fark yaratmaya yetmeyecek kadar düşük olabilir. Ancak sağlanacak silahlar, Ukrayna’nın ABD olmadan savaşmaya devam etme tehditini inandırıcı kılmaya yetecektir.
Geçen yıl uzun menzilli silahların sağlanmasındaki en büyük engelin ABD değil, Almanya’nın Taurus füzelerini vermeyi reddetmesi olduğunu unutmayalım. Yeni bir Almanya Şansölyesi ve hükümeti, Avrupa’nın güvenliğini sağlamak adına daha cesur bir duruş sergilemelidir.
Barış görüşmeleri sırasında Avrupa’nın yapabileceği en büyük iyiliklerden biri, Ukrayna’nın uzun vadeli güvenliğini garanti altına almak için bu ülkeye asker göndermeyi taahhüt etmek olacaktır.
Genel kanının aksine, bu kuvvetler başlangıçta küçük olabilir ve zamanla artırılabilir.
Çünkü eğer bir anlaşmaya varılırsa, ani bir Rus saldırısı tehdidi azalacaktır. Örneğin, İtalya, Almanya, İngiltere, İsveç, Danimarka, Fransa ve Polonya'nın her birinden 5.000 askerlik bir birlik oluşturulabilir.
Ayrıca, bu ülkelerin hava kuvvetleri, Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelenskyy’nin 2022’de talep ettiği “uçuşa yasak bölgeleri” uygulamak için kullanılabilir.
Avrupa’nın savunma harcamaları arttıkça – ki Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in bu hafta yaptığı açıklamalar bu süreci hızlandırabilir – Ukrayna'da konuşlandırılacak güçler, Rusya’nın tutumuna bağlı olarak artırılabilir.
Eğer bir ateşkes sağlanırsa, Ukrayna’nın harap olmuş şehirlerinin yeniden inşası başlayacaktır. Bu süreç maliyetli olacaktır, ancak aynı zamanda Ukrayna ekonomisinin hızla toparlanmasına yardımcı olacak ve dünyanın dört bir yanından sermaye çekecektir. Bu yüzden, tüm mali yükün AB vergi mükelleflerine ait olduğu düşünülmemelidir.
Sonuç olarak, savaş sonrası yeniden yapılanma süreci trajik olabilir, ancak gerçek anlamda barış sağlanmışsa ekonomik açıdan da kazançlı olabilir.
Avrupa, Trump’a taviz vermeden bu taahhütleri yerine getirebilir. Dahası, bu adımlar, Trump ile şu anda gergin olan trans-Atlantik ilişkilerde Avrupa’ya daha fazla pazarlık gücü kazandıracaktır.
Örneğin, Trump’ın Avrupa’dan ithal edilen çelik ve alüminyuma uyguladığı %25’lik gümrük vergisine en iyi yanıt, ABD’den yapılan ithalata da aynı oranda vergi koymak olacaktır. Eğer Trump “karşılıklı gümrük vergileri” politikasını hayata geçirmek istiyorsa, AB de aynı şekilde karşılık vermelidir.
Ayrıca, Trump’ın çevrimiçi platformları düzenlemeye çalışan Avrupa Dijital Hizmetler Yasası’na (DSA) karşı baskı yapması bekleniyor. Ancak Avrupa, Trump gibi bir lidere taviz vererek değil, güç göstererek cevap vermelidir. Wir schaffen das, Avrupa: Bunu yapabiliriz.
Kaynak Asia Times
*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Makalede temsil edilen görüşlerin sorumluluğu yazara aittir, söz konusu yazı ve görüşler Hamaset'in editoryal politikasını yansıtmayabilir.