AVRUPA NÜFUSU AZALIYOR SAVAŞACAK ASKER YOK

System.Web.UI.WebControls.Label / AVRUPA NÜFUSU AZALIYOR SAVAŞACAK ASKER YOK   / AVRUPA NÜFUSU AZALIYOR SAVAŞACAK ASKER YOK   / hamaset.com.tr

23 Mart 2025 Pazar

Doğum oranı yok, genç Alman erkekleri yok. Alman askerleri, kılıç dişli kaplan ya da dodo gibi yok olmakta olan bir tür.

AVRUPA NÜFUSU AZALIYOR SAVAŞACAK ASKER YOK   / hamaset.com.tr

Yazar: Ralph Schoellhammer

Çeviri: M. Hulusi Cengiz

 

Günümüz siyasetindeki en büyük sorunlardan biri (en azından Batı'da), siyasetçilerin her şeyi bölümlere ayırma eğilimidir.

Şimdi iyimserler, bunun totaliter olmadıklarının açık bir kanıtı olduğunu söyleyebilir. Bu en azından kısmen doğrudur. Hitler ve Stalin, devletten ayrı bir özel alan olduğu ve bireyin yaptığı her şeyin Volkskoerper için ne anlama geleceği ışığında değerlendirilmesi gerektiği fikrini kabul etmemişlerdir. Tüm toplumsal meselelerde organik bir bakış açısına sahiptiler, yani gerçek bir bireysel seçim yoktu. Sadece devletin sunacağı- ya da iptal edeceği- seçenekler vardı.

Savaşın son aylarından, Hitler'in Wehrmacht'ı vejetaryen diyete ve takviyelere geçirmeyi önerdiği anlamlı bir anekdot vardır. Ancak kurmay subaylarından biri, bu yeni beslenme kurallarını kendi üzerinde deneyerek uyguladıktan sonra fikrinden vazgeçmiştir. Sağlığında o kadar bariz bir bozulma meydana gelmiştir ki Führer bile ilk planından geri adım atmıştır. Birkaç yıl önce de orduda sigara yasağı getirilmesini önermişti.

Generallerinin ikna etmesiyle bu öneriden de vazgeçilmiştir. Totaliter zihin için her şey birbirine bağlıdır ve bu nedenle- bir noktada- her şey devlet için bir sorun haline gelecektir. Benito Mussolini'nin bir zamanlar dediği gibi: “Her şey Devlet'in içinde, hiçbir şey Devlet'in dışında, hiçbir şey Devlet'e karşı değil.”

Tüm bunlar üzerinden Hitler ve diğer totaliterlerle alay etmek elbette kolaydır.

Ancak insanlara ne yiyeceklerini ne içeceklerini ne zaman ve nerede sigara içeceklerini (Washington DC gibi şehirlerde kokusu dayanılmaz hale gelen marihuana hariç) söylemenin cazibesi çoğu Batı ülkesinde hala canlı ve güçlüdür. Bu nedenle, vatandaşlarını mikro düzeyde yönetmeye bu kadar meraklı olan siyasi liderlerin büyük resimdeki meseleler arasındaki bağlantıyı göremiyor gibi görünmesi daha da şaşırtıcıdır.

Örneğin demografi konusunu ele alalım. Almanya'da 1990 yılında ortanca yaş 36 idi. Yani nüfusun yüzde 50'si 36 yaşın altında, yüzde 50'si ise üstündeydi. Bu sayı 2020'de 44'e yükseldi ve bir nesil içinde sekiz yıllık bir artış meydana geldi. Bu eğilim devam ederse, iki nesil sonra Almanların yarısından fazlası 60 yaşın üzerinde olacak ve emeklilik yaşına yaklaşmış olacak. Ben bunun daha erken gerçekleşeceğini iddia ediyorum. Çünkü 40 yaşın altındakiler, nüfusun yarısının emeklilik taleplerini finanse etmekle ilgilenmeyecekler.

Bu tablo tüm Avrupa'da benzerdir.

Doğum oranları, nüfusu sabit tutmak için gerekli olan 2.1 doğurganlık oranının yanına bile yaklaşamamaktadır. GSYH'sinin yüzde 5,5'ini aile desteklerine harcayan Macaristan bile kadın başına 1,5 çocuk sınırını zor aşıyor. Elbette Tayvan (1.11) ya da Ukrayna'daki (1.22) kadar kötü değildir. Ancak mevcut eğilimlerle sıradan bir Avrupalı, yakında kendini nesli tükenmekte olan türler listesinde bulacaktır.

Portekiz'den Polonya'ya kadar gelecekte yeterli sayıda vergi mükellefi ya da asker olmayacağı apaçık ortadayken, Avrupa'nın ordusu için daha fazla borç alma girişiminde bulunması neredeyse hastalıklı bir alaycılık barındırıyor.

Brüksel'in, emekliliğine az kalmış ya da çoktan emekli olmuş erkeklerin, Tayvan ya da Ukrayna gibi üremeyi neredeyse tamamen bırakmış iki ülkenin savunması için gönüllü olarak savaşacaklarına inandığı düşünüldüğünde, durum daha da saçma bir hal alıyor. Batı'nın hala sahip olduğu az sayıdaki genç insanın, gezegendeki en düşük doğurganlık oranına sahip iki ülkenin özgürlüğü için bir savaşta feda edileceği fikri saçmadır.

Her aklı başında insan gibi ben de Rus işgalini kınıyorum ve Çin'de daha soğukkanlı insanların galip gelmesini umuyorum. Ancak Moskova ve Pekin'den gelen tehdit olmasa bile gelecekte daha az Tayvanlı ve Ukraynalı göreceğiz. Ruslar ve Çinliler demografik açıdan eşit derecede kötü durumdalar. Ancak onlar daha yüksek bir temelden başlıyorlar. Buna rağmen, girmekte olduğumuz dünya, insanların tüm kaynaklar arasında en önemlisi ve en kıt olanı olduğu bir dünyadır.

Ancak mesele sadece sayılar değildir, aynı zamanda insanların nasıl etkileşim içinde olduklarıdır. Batı Avrupa, sahip olmak istemedikleri bebekleri, Batı dışı dünyadan gelen çocuklarla değiştirmeye yönelik büyük bir deney yürütüyor.

Bu, yaşlanma sorununu durdurmaya yardımcı olsa bile işleyen toplumlara yol açması pek olası değildir.

Eğer 21 yaşındaki Franz bir savaşta Almanya için savaşmaya istekli değilse, 21 yaşındaki Ahmed'in bunu yapacağını gerçekten düşünüyor musunuz? Viyana Demografi Enstitüsü tarafından 2006 yılında yapılan bir araştırmaya göre, 2051 yılına kadar 15 yaşın altındaki Avusturyalıların çoğunluğu Müslüman olacak.

Nüfusun yarısının yerli emeklilerden oluştuğu ve genç göçmenlerin emekli maaşları için çalışmaktan başka bir şey düşünmediği bir geleceğe doğru ilerliyoruz. Toplumsal bir dayanışma için insanların ortak bir geçmişi paylaşmaları ve geçmiş, şimdiki ve gelecek nesiller için yükümlülükler yaratan daha büyük bir tarihin parçası oldukları inancına sahip olmaları gerekir.

Bu koşullar, dünyanın Batılı olmayan bölgelerinden gelen göçmenlerin çoğu tarafından karşılanmamaktadır ve Avrupa'nın borcunu finanse etmek ya da savaşlarında savaşmakla ilgilenmemektedirler.

Daha da kötüsü, mevcut göç eğilimleri göz önüne alındığında, Alman pasaportuna sahip Almanlar siperlerde ölürken, göçmenler cepheye çağrılan askerler tarafından tüketilen refah sistemlerinde geri kalacaktır.

Evet, bunun en kötümser gelecek senaryosu olduğunun farkındayım ve belki de anlattığım kadar kötü olmayacak. Ancak yukarıdaki senaryonun bir varyasyonu yaşanacaktır. Avrupa nüfusu kaybediyor ve kimse bundan bahsetmiyor ya da bu olmuyormuş gibi davranıyor. Gerçekle çarpışmayı sonsuza kadar erteleyemeyiz, ancak ne kadar uzun süre denersek o kadar acı verici olacaktır.

Kaynak: Brussels Signal

*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Makalede temsil edilen görüşlerin sorumluluğu yazara aittir, söz konusu yazı ve görüşler Hamaset'in editoryal politikasını yansıtmayabilir.



DİĞER YAZILAR


Haritalar ile belirlenen sınırların ötesinde

2022 © Tüm hakları saklıdır.