Z KUŞAĞI MI? MİLLÎ KUŞAK MI?

System.Web.UI.WebControls.Label / Z KUŞAĞI MI? MİLLÎ KUŞAK MI? / Z KUŞAĞI MI? MİLLÎ KUŞAK MI? / hamaset.com.tr

9 Mayıs 2021 Pazar

721 Görüntüleme

MERCEK
Ali Şahin | TÜRKİYE

Z KUŞAĞI MI? MİLLÎ KUŞAK MI? / hamaset.com.tr

Son yıllarda ilmî çalışmalardan, siyaset alemine, basın-yayın kuruluşlarına değin herkesin Türk gençliğinin bir kısmını tanımlamak adına ‘Z kuşağı’ kavramını sıklıkla kullandığını görmekteyiz. Sanayi devrimi insanlığın yaşam biçimlerinde temelden değişimlere neden olmuştur. Bu durum, kültürlerde derinden değişiklikler meydana getirmiş, bağışıklığı kuvvetli kültürler bu değişimlere adapte olabilirken direnci zayıf kültürler yok olma sürecine girmekten kurtulamamışlardır. Gelişen teknolojiye oranla ivme kazanan iletişim ve ulaşım imkanları, coğrafyaları birbirine yaklaştırmış bu suretle kültür etkileşiminin üst düzeye çıkmasına yol açmıştır. Yaşanan etkileşimin tabii şekilde geliştiği ve ekseriyetle olumlu sonuçlara sebebiyet verdiğini söylememizde bir beis bulunmamaktadır. Lakin kültürlere yapılan yapay müdahalelere dikkat edilmesi de önem arz etmektedir.

Z KUŞAĞI TABİRİ TÜRK GENÇLİĞİNE HAKSIZLIK DEĞİL Mİ?

Akademimizde Tarih, Türk dili ve Edebiyatı gibi bilim dalları ile Sosyoloji, Psikoloji gibi nispeten yeni gelişen sosyal bilim dalları arasında ciddi bir üslup farkının olduğunu görebiliriz. Yeni gelişen dallarda, Batılılar tarafından üretilmiş yeni terim ve kavramlar ön plana çıkmaktadır. İlmî olarak bu yönelimi anlaşılabilir fakat yabancı akademilerde yahut basın-yayın organlarında kullanılan kavramları birebir kabul etmek son derece yanlıştır. Hele ki bu kavramlar milletin tasnifi için kullanılırken azami ölçüde dikkat edilmesi gerekmektedir. Millet şuurunu gözümüzü koruduğumuz gibi koruyarak yeni nesillere aşılama mecburiyetindeyiz. Z kuşağı tabiri 2012 yılında Amerikan merkezli USA TODAY adlı sitenin yaptığı bir anket sonucunda ortaya atılmıştır. Bu tanımlamalara göre, 1981-1996 doğumlu insanlar Y kuşağı olarak kabul edilmekte, 1997-2012 arası ise Z kuşağı olarak tanımlanmaktadır. Alfabenin son harfi olan Z ile Türk gençliğinin bir kısmını tasnif etmenin olumlu bir çağrışım yapmadığı aşikardır. Bir Amerikan yayın organının anketine sunulan bir öneriyi hayatımızın her alanına düşünmeden tartmadan almak hem Türk gençliğine hem de Türkçe'ye yapılmış bir haksızlık değil midir?

DİL MÜDAFAASI VATAN MÜDAFAASI DEMEKTİR

Türkçe, milletiyle beraber yaşayan canlı bir varlıktır. Bu canlı varlığın maziden atiye doğru ve daha güçlü aktarılması dili kullanan insanların vazifesidir. Kıymetli mütefekkirlerimizden Nihad Sami Banarlı millî dil sevgisini, millet sevgisinin büyük ve bölünmez bir parçası olarak görmüş ve millî renk olarak tanımlamıştır. Onun yaptığı tanıma göre: “Millî renk, al renktir, bayrak rengidir. Fakat, Türk milletinin bayrağındaki millî rengi meydana getiren unsurlar sadece kumaştan boyadan ibaret değildir. Bir milletin rengi, onun tarihini dolduran sanat ve medeniyet maceralarının; kültür hareketlerinin, iman ve mefkûre hamlelerinin; büyüme ve korunma savaşlarının başka milletlerle yapılan dil, kültür ve medeniyet alışverişlerinin ve bilhassa vatan topraklarının hep birden meydana koyduğu mukaddes terkiptir. Milletimiz, Türkçeyi tıpkı bayrak gibi, vatan gibi korumak ve yüceltmek heyecanını duymuş ve bunda muvaffak olmuştur. Bugün, bütün dışarıdan ve içeriden yıkmalara rağmen, Türkiye’de hala büyük ve güzel bir millî dil yaşıyorsa bunu yabancı ülkelerde dil zaferi kazanmış bir milletin bu milli lisan yaşatma gücüne ve alışkanlığına borçluyuz.”[1] Hayatın devamıyla birlikte süren yaşam mücadelesinin bir yönü olan kültür savaşlarını her anlamda görmeye devam etmekteyiz. Giydiğimiz kıyafetlerden seyahat ediş tarzlarımıza, yeme içme kültürümüzden oyunlarımıza, insan ilişkilerimize hayatımızın her alanına dokunan kültür faktörü uluslararası ilişkiler mücadelesinin önemli bir boyutu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle dil müdafaası vatan müdafaası ile eşdeğer sayılabilir. 

MATMAZEL-MADAM AYRIMI

İnsan nesillerinin içine doğduğu ortak şartlar, o zaman aralıklarında dünyaya gelen kişilerin karakterlerinde ve alışkanlıklarında yadsınamaz etkiler bırakır. Bu değişkenlerin yanı sıra toplumların karakteristik özelliklerini de görmezden gelemeyiz. Bu karakteristik özelliklerin pazarlama stratejileriyle ters düşmesi halinde şirketlerin reklam ve kampanyaları, bu özellikleri törpülemek üzere şekillenmektedir. Çeşitli dernek ve sivil toplum kuruluşlarının da bu ve başka saiklerle toplumların kültürlerini törpüleme ve hatta tamamen değiştirme motivasyonu ile hareket ettikleri ortadadır. Hayatın her sahasında olan bu mücadele, kendisini sadece Türkiye’de göstermemektedir. Le Monde gazetesinin aktardığı 21 Şubat 2012 tarihli Fransız Başbakanlık genelgesinde, Mademoiselle (Matmazel) ifadesinin kadınlar için kullanılmasının sakıncalı olduğu ve yerine Madame (Madam) ifadesinin kullanılması gerektiğine dair talimat yer almaktadır.[2] Genelgenin çıkma sebebi, Fransa’da evlenmiş ve evlenmemiş kadın ayrımı gözetilmesinden duyulan rahatsızlıktır. Rahatsızlığın ve mağduriyetin haklılığı veya haksızlığı gündemimiz değildir lakin bu örneğin önemli yanı, Fransızlar gibi kültürlerine taassup derecesinde bağlı olan bir toplumda dahi dil üzerinde derin değişimleri ve tartışmaları göstermesidir.

POSTMODERN TÜKETİCİ

İletişim ve ulaşımın gelişen teknolojiyle artması, şehir hayatının sonucu olarak toplumların bireyselleşmeye yönelmesi şirketleri yaş gruplarına uygun pazarlama stratejilerine yöneltmektedir. Dr. İrem Tükel Y kuşağı olarak adlandırılan nesil üzere yaptığı değerlendirmede üreticilerin-şirketlerin; tüketimi artırabilme ve pazarlama hedeflerine ulaşabilmenin yolunu medya iletişim araçları üzerinden sağladıklarını, gerçek ihtiyaçlar ile sahte ihtiyaçlar arasındaki ayrımı silikleştirerek zamanla yok etme amacı güttüklerini ifade etmektedir. Tükel’in postmodern tüketici olarak kabul ettiği bu tüketici grup onun aktardığı şekliyle “günlük mutluluk peşinde koşan, anında tatmin isteyen, ihtiyacının tatminini ertelemeyen, gelecek için bugünü feda etmeyen, geçmiş ve geleceği içerecek biçimde denemeyi büyük bir arzuyla isteyen, içerik yerine biçime daha çok ilgi duyabilen, hazcı yanı öne çıkan, kendisini tüketime hazır bir imaj haline getirmiş tüketicidir.”[3] Bu yıl aralıklarında dünyaya gelen nesilleri bu özellikleri ile tanımlamak uygun görünmemektedir çünkü her milletin gençliğinin olduğu gibi Türk gençliğinin de kendine has özellikleri bulunmaktadır. Bu özelliklerin temeli, Türk ailesinin karakteristik yapısıdır. Dinamik ve haraketli bir hayat tarzına dayanan Türk yaşam tarzı ile asırlar içerisinde oluşan askerî disiplin, Türklerin hayatlarına aile çekirdeği ile nüfuz etmiş ve Türkler tarih nehri içerisinde akarken aile salına tutunmuş, bu suretle büyük okyanuslara ulaşarak onları aşmayı başarmışlardır.

TÜRK GENÇLİĞİ KUŞAK TANIMLAMALARINA TABİ TUTULAMAZ

Türk gençliğini belirli kuşak tanımlamalarına tabi tutmanın imkânı yoktur. Türk gençliği tarihten günümüze aynı ruh, aynı heyecan, aynı motivasyonla yenilenmekte bayrak yarışını devam ettirmektedir. İlk Türk devletinin oluşturduğu ilk düzenli orduda görev alan Türk genci ile Kültegin’in emrinde görev alan Türk genci; Sultan Alparslan’nın emrinde Malazgirt’te, Fatih Sultan Mehmed’in emrinde İstanbul surları önünde mücadele eden Türk genci ile Mustafa Kemal’in emrinde Büyük Taarruz’da şehid ve Gazi olan Türk genci arasında heyecan, motivasyon, azim, kararlılık ve şuur bakımından bir fark bulunmamaktadır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi kendisinden sonra hayata gözlerini açacak ve bayrağı devralacak istisnasız bütün Türk gençliğine yöneliktir. Mustafa Kemal, herhangi bir kuşak ayrımı gözetmeden doğmuş ve doğacak tüm Türk gençlerine yönelik tavsiye ve emirlerini sıralamış ve güvenini tekrar beyan etmiştir. O idrak ki Fatih’in genç yaşta büyük bir mühendislik yatırımı yapmasını ve İstanbul’u hak ettiği mertebeye taşımasını sağlayan, Mustafa Kemal’i genç sayılabilecek yaşta yeni savaş stratejileri geliştirebilecek seviyeye ulaştıran idraktır.

MİLLİ GENÇLİK BAKANLIĞI DÜZENLENMELİDİR

2000’li yıllarla beraber hayatımızdaki etkisini daha fazla hissettiğimiz internet çağı, tüm dünya ülkelerini yoğun etkilere maruz bırakmakla birlikte bu etkileri öngörülebilir seviyeye indirmek mecburiyetini doğurmaktadır. İnternet, hayatı kolaylaştıran önemli bir olgudur. Bu olgunun önemi devlet tarafından iyi kavranmalı ve dünyaya örnek olacak düzenlemelerle kişilik haklarına saygılı, hür bir ortam yine yasalar ile oluşturulmalıdır. Gençliğin ihtiyaçlarına uygun yerli platformların oluşturulması ve bu platformların millî hassasiyetlere saygı göstermesi sağlanmalıdır. Ayrıca Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın Millî Gençlik Bakanlığı olarak düzenlenmesi ve millî nesillerin yetişmesinde etkin faaliyet yürütmesi gerekmektedir. Bu yazımızın son sözü olarak şunu vurgulamakta fayda görmekteyiz; Türk gençliği bir bütündür, bölünemez!


[1] Nihad Sami Banarlı, Türkçenin Sırları, Kubbealtı Neşriyatı, 1894, İstanbul, s. 196-197.

[2] mademoiselle disparait des formulaires administratifs Erişim Tarihi: 08.05.2021

[3] İrem Tükel, “Tüketimin Yeni Aktörleri: Y Kuşağı”, Hacettepe Üniversitesi Sosyolojik Araştırmalar Elektronik Dergisi, 2014, Ankara, s.2.



DİĞER YAZILAR


Haritalar ile belirlenen sınırların ötesinde

2022 © Tüm hakları saklıdır.