Yazar. Hunter Marston
Çeviri: M. Hulusi Cengiz
ABD seçimlerine sadece birkaç gün kala uzmanlar, Başkan Yardımcısı Kamala Harris ve eski Başkan Donald Trump'ın dış politika yaklaşımlarını anlamaya çalışıyor. İki aday da Çin konusunda birbirini zayıf göstermek için yoğun bir rekabet içinde.
Trump, Çin'den ithal edilen tüm ürünlere %60 gümrük vergisi uygulanması çağrısıyla küresel finans piyasalarını tehdit ediyor. Pandeminin etkilerinden henüz kurtulamamış dünya ekonomisi, bu çağrı nedeniyle ABD ve Çin arasında kritik teknoloji sektörlerindeki ayrışmaya uyum sağlamakta zorlanıyor.
Harris ise başkan olarak ABD'nin 21. yüzyıldaki rekabeti kazanmaya odaklanacağını belirtiyor.
Asya'daki ulusal güvenlik yorumcuları, iki aday arasında çok az fark olduğuna dikkat çekiyor. Her iki aday da Amerikan gücünü vazgeçilmez olarak görüyor ve ABD'nin Çin ile sıfır toplamlı bir rekabete kilitlendiğine inanıyor. Bu düşünce, daha etkili bir Asya stratejisi geliştirmek için gerekli olan iki temel gerçeği görmelerini engelliyor:
Biden yönetimi, Rodrigo Duterte döneminde askıya alınan Geliştirilmiş Savunma İş birliği Anlaşması (2016-2022) kapsamında Filipinler'deki dokuz üsse erişimi güvence altına aldı. Ayrıca 2023'te bir ay içinde Japonya ve Güney Kore ile yeni bir ABD-Japonya-Güney Kore üçlü ittifakı kurarak ABD-Vietnam Kapsamlı Stratejik Ortaklığı’nda önemli bir ilerleme kaydetti.
Lowy Enstitüsü'nün yeni yayımlanan Asya Güç Endeksi, ABD'nin Asya'daki en güçlü ülke olmaya devam ettiğini, Çin'in ise ABD'yi geçmek yerine durağan bir güce ulaştığını gösteriyor. Ancak bu başarılara rağmen, ABD'nin uzun vadeli durumu endişe verici.
ABD, serbest ticaret anlaşmalarını reddedip gelişen bölgesel ekonomik yapıdan uzak dururken üstünlüğe dayalı bir stratejiyi sürdürüyor ve Asya'daki etkisini giderek kaybediyor. Bu durum büyük ölçüde resmi dikkatsizlik ve tutarsızlıkla açıklanabilir; ancak zaman daralıyor.
ABD'li politika yapıcılar, ülkenin Güneydoğu Asya’daki en büyük doğrudan yabancı yatırım kaynağı olduğunu sık sık vurguluyor. Ancak, Lowy Enstitüsü’nün verilerine göre, son on yılda Çin bölgeye ABD’den daha fazla yatırım yaptı (218 milyar dolar karşısında 158 milyar dolar).
Güneydoğu Asya ülkeleri, Çin'i dışlayan ABD liderliğindeki girişimlere katılmakta isteksiz. ISEAS-Yusof Ishak Enstitüsü'nün son anketine göre, çoğu Güneydoğu Asya ülkesi, ABD ve Çin arasında seçim yapmak zorunda kalsalar Çin'i tercih edeceklerini ifade ediyor.
Washington’da giderek artan Çin karşıtı söylemler -her iki partinin de daha sert bir Çin politikası vaat ettiği bir seçim yılında özellikle belirgin- bölgesel istikrarı sağlayacak olumlu bir vizyonla desteklenmiyor.
Gelecek ABD yönetimi, bölgenin daha aktif ve dengeli bir ABD rolü talebine yanıt vererek Washington’un Asya politikasını yeniden şekillendirme şansına sahip. Yeni başkan, dengeyi sağlamak için üç temel ilkeye dikkat etmelidir:
Birincisi, Asya devletleri ABD'nin sadece güvenlik ortaklıkları ve askeri üsler kurmakla kalmayıp, ekonomik yatırım ve kalkınma finansmanı gibi kamu mallarını sağlayarak bölgede daha sürdürülebilir bir varlık sergilemesini istiyor.
2030 yılına kadar Asya’nın orta sınıf nüfusunun 3,5 milyara ulaşarak dünyanın en büyük orta sınıfı olması bekleniyor. Asya Kalkınma Bankası'nın 2019 raporuna göre, gelişmekte olan Asya ülkelerinin altyapı ihtiyaçları 2030’a kadar yıllık 1,7 trilyon dolara ulaşacak. Ancak, 2022'de Güneydoğu Asya’ya sağlanan resmi kalkınma finansmanı, 2015'e kıyasla reel olarak en düşük seviyede gerçekleşti.
İkinci olarak, ABD'nin Asya'da bölgesel düzene olumlu katkı sağlayabilmesi için en güçlü oyuncu olması gerekmiyor. Amerikan politika yapıcılarının, ABD'nin bölgede hala tartışmasız bir üstünlüğe sahip olduğu varsayımına dayanarak strateji geliştirmesi yanlıştır. Üstünlük, ABD stratejisinin dayanağı olmamalıdır ve zaten sürdürülemez bir hedeftir.
Üçüncüsü, Asya ülkeleri seçenek istiyor. Asya devletleri Çin ve ABD arasında seçim yapmaya zorlanmak istemiyor. Çin uzun süredir bölgenin en büyük ekonomik ortağı konumunda ve bu durum değişmeyecek. Buna karşılık ABD, zaman zaman istikrarsızlık kaynağı olarak görülüyor. Endonezya ve Malezya'da vatandaşlar, ABD'nin Gazze'deki savaş konusunda İsrail'e verdiği desteğe tepki olarak McDonald's ve Starbucks gibi Amerikan markalarını boykot ediyor.
ABD’nin Asya'daki gücü ve etkisi üzerindeki bu sınırlamalar göz önünde bulundurulursa, bir sonraki başkanın, ABD’nin küresel ittifaklarının ve ortaklıklarının değerini anlaması önemlidir. Washington, kurallara dayalı bir uluslararası düzeni koruma çabasına katılmaya istekli ortakları desteklemeye devam etmelidir.
Ancak, her iki aday da Çin ile rekabeti öncelikli gören mevcut yörüngeden sapma niyeti göstermiyor. Üstünlük, herhangi bir ABD liderinin vazgeçmesi zor bir kavram haline gelmiş durumda. Ancak bir sonraki Amerikan lideri, seçmenlerin değişen tercihlerine ayak uydurmak zorunda kalabilir. Amerikalıların %62'si dış politikanın oy tercihlerini belirlemede önemli bir rol oynadığını ifade ediyor (Trump destekçilerinin %70’i, Harris destekçilerinin %54'ü).
Her iki aday da değişimin temsilcisi gibi görünmek istese de dünya bu seçimi öyle algılamayabilir. Ancak değişim, ABD’nin Asya stratejisi için tam da ihtiyaç duyduğu şeydir. Bu seçim, ABD'nin 21. yüzyıl küresel gerçekleri doğrultusunda hedeflerini yeniden belirlemesi için önemli bir fırsat sunuyor.
Kaynak: Asia Times
Bu makale ilk olarak Pacific Forum'da yayımlanmış olup izin alınarak yeniden yayımlanmıştır.
*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Makalede temsil edilen görüşlerin sorumluluğu yazara aittir, söz konusu yazı ve görüşler Hamaset'in editoryal politikasını yansıtmayabilir.