AVRUPA CUMHURİYETÇİLERİ KÜÇÜMSEMENİN BEDELİNİ ÖDÜYOR

System.Web.UI.WebControls.Label / AVRUPA CUMHURİYETÇİLERİ KÜÇÜMSEMENİN BEDELİNİ ÖDÜYOR / AVRUPA CUMHURİYETÇİLERİ KÜÇÜMSEMENİN BEDELİNİ ÖDÜYOR / hamaset.com.tr

2 Mart 2025 Pazar

Çeviren:Haber Merkezi |

Avrupalı elitler, savaşın artık geçmişte kaldığını düşündükleri için Amerika’nın askeri müdahalelerini büyük ölçüde gereksiz ve hatta kendini baltalayan bir politika olarak gördüler.

AVRUPA CUMHURİYETÇİLERİ KÜÇÜMSEMENİN BEDELİNİ ÖDÜYOR / hamaset.com.tr

Yazar: Henry Olsen

Çeviri: M. Hulusi cengiz

Şimdi Avrupa Elitleri Çılgına Döndü

Başkan Donald Trump, Başkan Yardımcısı JD Vance ve Savunma Bakanı Pete Hegseth'in yaptıkları açıklamalar, Atlantik ötesi siyasi-askeri kurum tarafından dünyanın sonu olarak değerlendirildi. Bu tam olarak doğru olmasa da ABD-Avrupa ilişkilerinin devam edebilmesi için temelden değişmesi gerektiğinin açık bir ifadesi olduğu söylenebilir.

Bu durumu en iyi şekilde bir evliliğe benzetebiliriz. Yıllar içinde artan hayal kırıklıklarının ardından eşlerden biri nihayet diğerine bir şeylerin değişmesi gerektiğini ya da ayrılmayı düşündüğünü söyler. Bu noktada karar verme sorumluluğu diğer eşe düşer: Ya yeni koşullara uyum sağlayarak ilişkiyi yenileyecek ya da yollar ayrılacaktır.

Gerçek şu ki, ABD ve kıta Avrupası, mutsuz bir evli çift gibi.

On yıllardır birbirlerinden uzaklaşıyor. ABD, Berlin Duvarı’nın yıkılmasını ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasını, Reagan döneminin liberal demokrasi ve kapitalizm ilkeleri için bir zafer olarak yorumladı.

Bu ivmeyi sürdürmek ve bu fikirleri dünya çapında yaymak istedi. Sonuç olarak Washington Uzlaşısı doğdu ve küresel ticaret hız kazandı. Aynı zamanda Amerikan değerleriyle şekillenen, Amerikan askeri ve ekonomik gücüyle desteklenen ve Amerikalılar tarafından uygulanan uluslararası kurallara dayalı bir düzen oluşturuldu.

Kıta Avrupası ise 1989 ve sonrasını, 1914’te başlayan savaş yüzyılının sona ermesi olarak gördü. Bu tehdidin ortadan kalkmasıyla birlikte merkez sağ ve merkez sol elitler, yeni dönemi ABD’ninkinden daha üstün bir medeniyet inşa etme fırsatı olarak değerlendirdi. Avrupa Birliği NATO gibi genişledi, Batı Avrupalı güçler yeni özgürleşen ülkelere yatırım akıttı.

Bazı ülkeler küresel ticaret oyununa dahil oldu.

Özellikle Almanya ve Fransa, Çin’in ekonomik büyümesinden büyük ölçüde faydalanırken, İsveç, Danimarka ve Hollanda gibi ülkeler belirli sektörlerde uzmanlaşarak ticaret fazlası verdi. Ancak Avrupa’nın vizyonu, küresel çatışmalara yaklaşımı açısından Amerika’dan farklıydı.

ABD her yere müdahale edebilecek güçlü bir orduya sahipken, Avrupa ülkeleri savunma harcamalarını kısıtladı ve kolektif güvenliğe katkı sağlama kapasitesini büyük ölçüde kaybetti.

Bunun yanı sıra küresel krizlere nasıl yanıt verileceği konusunda da ABD ile anlaşmazlıklar yaşandı. Örneğin Fransa ve Almanya, 2000’lerin başında ABD’nin Irak’la savaşını desteklemeyi reddetti. Çoğu Avrupa ülkesi, İran’a karşı mücadele etmek yerine onunla iş birliği yapmayı savundu.

Avrupalı elitler, savaşın artık geçmişte kaldığını düşündükleri için Amerika’nın askeri müdahalelerini büyük ölçüde gereksiz ve hatta kendini baltalayan bir politika olarak gördüler. Onlar için çatışmaların kazanılması değil, bitmek bilmeyen diplomasi en iyi çözümdü.

Öte yandan Avrupalı elitler, ABD iç politikasına yaklaşımını da değiştirdi.

Cumhuriyetçi Parti’yi giderek daha fazla küçümsediler ve Demokrat Parti’nin kültürel açıdan liberal elitlerini açıkça tercih ettiler. Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in savunma harcamalarını artırmayı reddetmesi ve ülkesini Rus doğal gazına daha bağımlı hale getirmesi, ilişkilerin ne kadar gerildiğinin bir göstergesiydi. Almanya’daki hâkim görüş, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i Amerikalılardan, özellikle de Trump gibi liderlerden daha iyi anladıkları yönündeydi.

Bu durum, Trump ve Cumhuriyetçilerin, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Almanya Şansölyesi Olaf Scholz’un açıklamalarına rağmen, Putin’in Ukrayna’yı işgalini kendi dünya görüşlerinin bir teyidi olarak görmelerine yol açtı. Bu hafta yapılan açıklamalar da bu bakış açısını doğrular nitelikteydi.

Cumhuriyetçi sağa yönelik küçümsemenin diğer göstergeleri de dikkat çekiciydi. Avro-elitlerin iklim değişikliği politikalarına neredeyse dini bir bağlılık göstermesi, ABD’de Cumhuriyetçilerin fosil yakıt üretimini artırma hedefleriyle büyük bir çelişki oluşturuyordu.

Belki de en anlamlı olay, Avrupa Parlamentosu’nun ABD Yüksek Mahkemesi’nin Dobbs davasında verdiği kararı kınamasıydı. Mahkeme, kürtajın anayasal bir hak olmadığına hükmetmişti.

Cumhuriyetçi Parti yıllardır bu yönde bir karar çıkması için mücadele ediyordu ve kürtaja karşı olmak, 1980’den beri parti programının temel unsurlarından biriydi. Buna rağmen AB liderliği, Amerika’nın iç işlerini ilgilendiren bir konuda, tamamen sembolik bir açıklama yapmayı gerekli gördü. Bu mesaj, ABD’de geniş bir kesim tarafından fark edildi ve not alındı.

Trump, Vance ve Hegseth’in açıklamalarının özü çok net: Artık Avrupa’nın oyununu oynamayacağız.

Amerika artık Avrupa’nın savunmasını finanse etmeyecek ve çıkarları göz ardı edilirken Avrupa’nın çatışmalarında liderlik üstlenmeyecek. Amerika, Çin, Hindistan ve diğer ülkeler sera gazı emisyonlarını azaltmayacağı için kendi ekonomisini sekteye uğratmayacak. Avrupa, kendi ekonomisinin kilit sektörlerini (otomobiller, tarım, internet ve yapay zekâ) korurken, ABD’ye serbest ticaret erişimi talep edemeyecek.

Avrupalı elitler için bu durum şok edici olabilir, ancak aslında bunu kendileri hazırladılar.

 ABD, Obama yönetiminden beri Avrupa’dan savunma harcamalarını artırmasını talep ediyordu, ancak bu talepler Ukrayna işgaline kadar büyük ölçüde göz ardı edildi. Şu anda bile Almanya, Fransa, İtalya ve İspanya gibi büyük Avrupa ekonomileri, NATO’nun uzun süredir hedeflediği GSYİH’nin en az %2’sini savunmaya ayırmakta zorlanıyor.

Biden yönetimi sırasında Avrupa, ABD ile daha serbest ticaret anlaşmaları yaparak Trump’ın olası dönüşüne karşı bir güvence oluşturabilirdi. Bunun yerine, Avrupa Birliği, ABD’nin yüksek teknoloji firmalarına yönelik düzenlemeleri sıkılaştırdı ve Amerikan tarımına yönelik engelleri korudu.

Avrupa artık nerede durduğunu biliyor.

ABD ile bir ilişki kurmak istiyorsa, yalnızca Demokrat Parti’ye yakın elitlerle değil, Amerika’nın tamamıyla bir ilişki kurmalıdır. Eğer küresel güvenlikte söz sahibi olmak istiyorsa, sert ve caydırıcı bir askeri güç inşa etmelidir.

Washington’dan saygı görmek istiyorsa, sadece New York veya Kaliforniya’yı değil, Alabama’yı, Kansas’ı ve Cumhuriyetçilere oy veren diğer bölgeleri de ciddiye almalıdır. Aynı zamanda kendi ülkelerindeki kırsal ve unutulmuş topluluklarına da saygı göstermelidir.

Avrupalı elitler, bu yeni koşullara dayalı bir ilişki istemeyebilir. Bu, elbette, üzücü ama anlaşılır bir tercih olacaktır. Ancak bu durumda, kendi yarattıkları ortamda yaşamayı da kabul etmeleri gerekecektir.

Kaynak: Brussels Signal

*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Makalede temsil edilen görüşlerin sorumluluğu yazara aittir, söz konusu yazı ve görüşler Hamaset'in editoryal politikasını yansıtmayabilir.



DİĞER YAZILAR


Haritalar ile belirlenen sınırların ötesinde

2022 © Tüm hakları saklıdır.