AVRUPA’NIN ÜÇÜNCÜ RÖNESANSI ALMAN DEHASI

System.Web.UI.WebControls.Label / AVRUPA’NIN ÜÇÜNCÜ RÖNESANSI ALMAN DEHASI / AVRUPA’NIN ÜÇÜNCÜ RÖNESANSI ALMAN DEHASI / hamaset.com.tr

31 Mayıs 2024 Cuma

84 Görüntüleme

KÜLTÜR
Yunus Özdemir | Türkiye

Batı ulusları arasında Almanya uzun yıllar boyunca siyasi ve kültürel açıdan zayıf bir yapıya sahipti. Bu durum 1750'de Bach'ın ölümünden 1933'te Hitler'in yükselişine kadar geçen sürede tamamen değişti

AVRUPA’NIN ÜÇÜNCÜ RÖNESANSI ALMAN DEHASI / hamaset.com.tr

 

İçsel Arayış ve Bilime Yansımalar

Gündelik hayat içindeki ihtiyaç ve uzun süreli ihtiyaçları karşılamak için alternatif yollar bulmak, olanı daha da iyi hâle getirmek yeni fikirlere ihtiyaç olması yanında kalıplaşmış fikirleri de yıkmak yerinde bir harekettir. Bilgi ve deneyimi harmanlayarak zihinsel üretim yapma potansiyelinin çarklarını hızlandırmak, buluş ve üretim saadetinin güven ve cesaret nefesinin lezzetini hissetmek özel bir yere sahiptir.

Kıta Avrupası'nın bilimsel ve teknik keşifleri kendinden önceki Ortadoğu, Uzakdoğu Medeniyetlerin her türlü keşiflerinden farklı olarak seri üretim yapıp ticarete dönüştürmeleri ile olmuştur. Ekonomik gelişmeler ile kurulan şirketlerin büyümesi toplumsal refahı getirmesiyle kıta Avrupa olarak bilim ve tekniği besleyip alanında söz sahibi yapmıştır. İngiliz ve Fransız’lar kadar Almanlar da Avrupa coğrafyasında bilimin gelişmesi ve teknik buluşların üretilip tüm dünyaya pazarlanması dört asır süren büyük çabaların sonucunda olmuştu.

İnsanlığın bilimsel birikimini emanet alıp katkıda bulunan Avrupa, iktisadi pratikliği yakalayarak onunla varlığına varlık kattı. Fikirler Tarihi, Büyük Bölünme, The Terrible Beauty gibi kitapların yazarı Peter Watson; Almanların ortaya çıkışı, orta sınıfın yükselişi, Alman geleneğinin sürdürülmesi gibi konularla altı kısım, kırk iki başlıkla “Alman Dehası – Avrupa’nın Üçüncü Rönesans’ı, İkinci Bilim Devrimi ve Yirminci Yüzyıl” kitabında bir milletin karakteristik özelliklerinin bilim ve teknik gelişmelerindeki rolünü anlatmaktadır. 1700’lere gelindiğinde Alman Rönesans’ının katalizede önemli katkısı olan Büyük I. Friedrich Wilhelm, kilise ve okullar yanında Prusya'daki tüm sosyal kurumları harekete geçirerek “Devlet Pietizmi”yle Lutherci ve tüm mezhep papazların en az iki yıl Halle Üniversitesi'nde eğitim görmesine karar vererek ‘entelektüel merkezileşme’ eyleminin bir adımı oldu. Pietist akımı ordu ve bürokrasi arasında yaygınlaşarak getirilen eğitim iyileştirmeleri yeni bir kolektif zihniyet yarattı.

On yedinci yüzyıl sonu ve on sekizinci yüzyılın ilk yarısında Almanya’daki entelektüel iklimi değiştirecek Prusya’da Halle, Silezya'da Breslau, Hannover'de Göttingen ve Bayreuth'da Erlangen üniversiteleri; zamanla gelişen seminerlerle fikir ve bilgi alışverişine daha fazla değer verildi, öğrencilerin daha fazla katkıda bulunulmasının beklendiği, daha samimî bir öğrenim biçimi somutlaşarak İngiliz ve Fransız kültürlerine ulaşılmayı hedeflendi. Alman Üniversitelerin kurumsal reformları yanında teorik yenilikler, manevî ve felsefî gençleşmeydi. Kıta Avrupası kendi içindeki milletler, çıkar ve üstünlük yarışı, bilimin teorik ve keşif yönleriyle ekonomik kazanımlarla teknik üretim ve pratiklik kazandılar.

 Geç kalınmış bir Almanya Rönesans’ı bilimin her alanında olduğu gibi biyolojide, botaniğin Alman babaları olarak adlandırılan Otto Brunfels, Hieronymus Bick ve Leonhart Fuchs’un çalışmalarıyla yeni bir gözlem dönemi başlamıştı.

Weimar 1803'ünde harikulâde zihinlerin (Fichte, Hegel, Goethe, Herder, A. Schlegel, Humboldt, Schiller, Wieland, Schleiermacher, Tieck, Kleist) buluşması [Almanya 1904]

Gelinen Alman biyologların on sekizinci yüzyılın sonlarında üç temel kanıya/inanca varılmıştı: Birincisi, yeni zooloji ve botanik alanlarının görevi, fiziğin inorganik alanda yaptığını organik alanda yeniden üretmek, yani “maddenin en evrensel olgularını ve diğerlerine indirgenemeyen özel olgu sınıflarını araştırmaktı.” İkinci olarak, her organize bedenin şekillendirici ilkesi olarak neden ve sonuç birbirine bağlı olmasıyla ‘nihai neden’ kavramının içermesiyle “içkin” olduğuna inanılmasıdır. Son olarak Kant, insan aklının organik âlemdeki bu “doğal amaçları” ya da “teolojik failleri” keşfetmek için yetersiz olduğunu vurgulamasıdır.

Modern bilimin kökeni Alman Rönesans’ı üzerinde bina edildiği birçok işlevsel dayanak ve çeşitliliğe sahip olması, su götürmez bir gerçek. Matematiksel hayal gücünün vücut bulmuş, on dokuz yaşında 17 kenarlı bir şeklin geometrik yapısının altında yatan formülü tanımlayan Carl Friedrich Gauss; Alman matematik bilimine bir katkı yanında Öklid’in geometrideki bazı temel aksiyomlarında yanlışlarını keşfederek Öklid klasik paradigmayı ortaya koymuştur. Geleneksel kan alma tekniği hakkında ilk kez şüphe duymaya başlayan “Sağlığın Dostu” kitabıyla kamu hijyeni politikası fikrini ortaya atan ilk kişilerden Samuel Christian Friedrich Hahnemann; “Ateş, ateşi iyileştirir.” doktriniyle insandaki ‘zararlı suların’ boşaltılması için insan vücudunda benzer bir hastalığı uyarabilecek ilaçlar olan “Similia similibus!” -homeopati- geliştirerek ‘Hümanist Tıbbın’ ortaya çıkmasına da zemin hazırladı.

Alman mühendisliğinin kurumsallaşması 1790 ile 1850 yıllar arasındaki on yıllar doğa ve fizik bilimleri, tarih ve dilbilim disiplinler arası ayrımları şekillendirmiş öyle ki Alman üniversiteleri neredeyse tamamen araştırma enstitülerine dönüşmüştür. Alman üniversitelerinde “keşfin kurumsallaştırılması” ilk kez uygulanırken Turner'ın deyimiyle “araştırma zorunluluğu” dört yenilik içeriyordu: (1) Özgün araştırmalara dayanan yeni sonuçların yayınlanması bir profesörün kabul edilmiş sorumluluğu ve küçük bir üniversite atamasının olmazsa olmazı haline geldi; (2) üniversiteler araştırmayı destekleyecek altyapıyı -kütüphaneler, seminerler ve laboratuvarlar- inşa etmeye başladı; (3) öğretim yeniden yönlendirildi ve öğrencileri araştırma yöntemlerine başlatmaya çalıştı; (4) Prusya profesörlüğü özgün araştırmayı yücelten bir üniversite ideolojisini benimsedi. Üniversitelerin kurumsal reformları yanında teorik yenilikler, manevî ve felsefî gençleşmeyle geliştiler. Günümüzde bildiğimiz fiziğin ortaya çıkmasına etkisi olan Helmholtz, Clausius, Boltzmann, Riemann bilim adamların katkıları Newton’un katı mekanik doğa görüşünün sona erdirerek muhteşem yeni bir enerji biçimi olan nükleer enerjinin ortaya çıkmasında belirleyici oldu.

Bu ilk fizikçiler “parçacıkları” (atomlar, moleküller) maddelerin davranışlarının ayrılmaz parçası haline getirdiler. Isının daha sıcak cisimlerden daha soğuk cisimlere geçme eğilimini “entropi” (dönüşüm) deki artışın bir örneği olarak tanımlayan Clausius, artık fiziksel süreçlerin ‘yönlülüğünü’ vurguluyor ve termodinamiğin iki yasasını şu şekilde tanımlar: “Evrenin enerjisi sabittir” ve “Evrenin entropisi bir maksimuma doğru eğilim gösterir.” Alman fiziğin kurumsallaşan eğitim faaliyetleri bu örnekle başarılı bir yol kat ettiği, aşikâr.

1840’tan sonra Alman tıbbın yükselişini simgeleyen Virchow, Koch, Mendel, Freud ile yarım asırda spekülatif ve felsefî şifacılıktan modern bilimsel tıbbın dünya merkezi haline getirdiler; biyoetiğin temelleri, enfeksiyon hakkında yeni bilgileri, antibiyotiklerin keşfi, bağışıklığının tepkisi, genin keşfi ve bilinçdışının icadıyla bilimsel faaliyet ve keşifte bulundular.

Alman rönesans çağına yön ve çıkarcı bir zihniyet baltalayan şüphesiz Nazi partizanlığı olmuştur. Bilim ve tekniğin gelişim evresine büyük katkısı ve kendini keşfetme şeklinde Alman Rönesans’ını yorumlarsak I. ve II. Dünya Harplerindeki amaç ve faaliyetleri bencil bir yok etme cüretkârlığı yanında İngiliz ve Fransız başta olmakla politikaların kışkırtıcılığı da etkilisi göz ardı edilemez. Mann'ın tabiriyle “Alman’ın en iyi bilinen ve aynı zamanda özgüvenini en çok okşayan özelliği içselliğidir.” Alman Dehası, Alman Rönesans’ını geliştirdi; iyisi yanında kötüsünü de etkileyici hale getirdi.

Modern düşünce biçimleri üzerinde kalıcı etkileri bakımından Kant, Humboldt, Marx, Clausius, Mendel, Nietzsche, Planck, Freud, Einstein, Weber, Hitler gibi iyisiyle kötüsüyle Alman içselliğini yani içe dönüklüğünü kırmaya çalıştı. Sürecin en başında Luthercilik ve Pietizm’in birleşimi dindarlığı dışa vurulmasından ziyade içe dönük inanç getirdi.

Spekülatif felsefeyle şüphe ile Darwin arasındaki dönem yanında Kant’ın içe bakmanın, zihnin yeni yapılarını gözlemenin yeni yolunu buldular. “içsel” Doğu dinlerinden Alman teolojisine bir etki yapması yanında Kant’ın içgüdüsü ve sezgisi, Schopenhauer ve Nietzsche’nin iradesi, Freud ve Jung’un “bilinçdışı”nın hepsi “içsel” kavramlar olmasıyla “ikinci benlik” arayışının temsilidir. Alman milletinin karakterize bir yönüyle “insanın içsel yaşamını zenginleştirmek” fikrî bakış açısı Alman Rönesans’ının toplum ve birey üzerinde psikolojik bir gerçeğidir. Başka bir ifadeyle Peter Watson: “Alman Dehası yaşıyor ve iyi durumda!”

Kaynak: Alman Dehası Avrupa’nın Üçüncü Rönesansı, İkinci Bilim Devrimi ve Yirmi Yüzyıl Peter Watson Kronik Kitap

Makalede temsil edilen görüşlerin sorumluluğu yazara aittir, söz konusu yazı ve görüşler Hamaset'in editoryal politikasını yansıtmayabilir.
 


Yazara Ait Diğer Yazılar

DİĞER YAZILAR


Haritalar ile belirlenen sınırların ötesinde

2022 © Tüm hakları saklıdır.